Günün Sözü
Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon
34 sonuçtan 11 ile 20 arası

Konu: ✎ KAHRAMAN TAZEOĞLU Şiirleri . . .

  1. #11 Kahraman Tazeoğlu Aşk Şiirleri - Şimdi Gitme Yar... 
    Admin JuLy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2014
    Mesajlar
    4.384

    Gözü yaşlı satırlarımın k(c)an döküşlerinde büyütüyorum keşkelerimi…
    Harflerimin ayağı kayıyor uçurumlarından.




    Oysa sen bir liman sakinliğiydin yüreğime…
    bir gün batımı huzuru…
    uçsuz bucaksız bir özgürlüktün mavilerime…
    ateşe verdin kıyılarımı apansız, sinsice…
    züleyha'nın kaderine razıydım Yusuf(um)sun diye…
    peşinden koşmaya, kınanmaya, dile düşmeye…
    nerden bilirdim dil(in)den düşeceğimi?

    Bir sözünle ateşe verdin uğruna ödenen bedelleri…
    Gitme demem, git şimdi!
    Bir metalin içine bindirip vedalarını, son bir kez kokunu çekmeden tiryakiliğim, son bir kez düşmeden kollarının girdabına,
    bir buseyi çok görüp alnıma, en kara yazgıları sür de git!..

    Son fethedilen miyim meçhul ama, sen son Fatih'im…
    Bilsen, kaç varlığa hiçlikti fetihlerin…
    Ama dur, gitme!...
    Şu topraklarımda dalgalanan sancağını indir, öyle git!


    Yüreğimden sevdanı, dilimden adını sök de git!
    Ciğerlerimden kokunu, gönlümden gözlerinin okunu çek de git!
    Sözlerimi esaretten kurtar, dilimi çöz de git!

    Kaç kez uğurladım seni bu kentten? Kaç kez boynu bükük bıraktın ardından el sallayışlarımı garlarda?
    Dönüşünün umuduyla gidişine dayanamazken, bu müebbet vedaya nasıl dayanırım söyle?
    Ah yar…
    en yakınımken uzağımdın. Şimdi benden öte bensin ki, ben bana t-uzağım…

    Kin tutmaz kalemim, bilirsin.
    Sen kapatsanda c-ismimin üstüne son sayfanı, bu masalın devamını bir ömür bekler yüreğim…
    Sana git diyebilmek için kaç alfabe satın aldım z-amansız pazarlıklarla bilsen.
    Tüm kırgınlıklarımı çıkarıp kumbaramdan saydım, bir “git” etmedi.
    Yanında “me”si olmayan bir git yakıştırılmadı sevdama…
    Ama çok istiyorsan, işte orda; alfabemin kıyısında bir “git”…
    Eksik, mahzun, çaresiz…
    İster al git, istersen k-al git-me Yar!...


    Yar demişim sana… yokluğun dipsiz bir yar! İşte, diz çöküyor sevdana yüreğim, gitme!...
    Gitme, sensiz ıssız bu diyar…


         

         

    Alıntı  
     

  2. #12 Cevap: Kahraman Tazeoğlu Aşk Şiirleri - Şimdi Gitme Yar... 
    Admin JuLy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2014
    Mesajlar
    4.384

    Şimdi gidiyorsun
    git ....





    oysa senden tek bir damla istemiştim
    sana kocaman bir deniz sunmak için
    şimdi gidiyorsun
    git

    ne zaman başladı bu hikaye
    anımsamak zor
    gençtim
    hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım
    komazdı öyle üç-beş nöbetleri
    geceler içimi acıtmazdı böyle

    bir insan bu kadar eksilebilir mi

    hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adamvardı
    bu şehrin biryerlerinde
    düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
    gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin
    o adam bendim unuttun mu
    bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
    seni unutamadı

    işin kolayına kaçmadım
    uğruna ölmedim yani
    uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
    sen bunu da bilmedin
    ben bir bakışına bin anlam yükledim
    sen aşka kestirmeden gittin
    bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma...
    şimdi gidiyorsun
    git
    bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
    bütün ışıklarımı söndürüyorsun

    bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
    sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
    yazıklar olsun yazıklar olsun
    susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor
    hani sen sevdiğini
    yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin
    düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin

    uzun lafın kısası yoktur
    anlatacağım çok şey var
    hoyrat bir rüzgar gibi geldin
    aklımı hayatımı dağıttın
    şimdi gidiyorsun
    git

    daha ayrılığa bile çarpmadan
    aşk bize döndü
    bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
    artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
    ama sana dokunmak da yasak bana
    göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
    sen var ya sen
    allah kahretsin

    yani şimdi
    gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
    yani şimdi başkaları mı sevecek seni
    ben saçlarını okşadığım zaman
    ellerin öksüz kalırdı
    şimdi gidiyorsun git

    - Kahraman Tazeoğlu

         

    Alıntı  
     

  3. #13 Madem ki Aşk Cemresidir Gönlün... 
    Admin JuLy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2014
    Mesajlar
    4.384

    .......... ....Sevgili... .........




    Yine bahar gelip vurdu kapımızı.
    Ben ki yaktım bütün anılarımı,
    Bölüştürdüm bütün şiirlerimi kayıp çocuklara.
    Film bitmedi, son yazmadı henüz.
    Takılıp kaldım yıllar öncesinin Eylüle çalan bir yazında.
    Hiçbir cemre dokunmadı bana, ısıtmadı yaz güneşleri.
    Durup durup kendime yaktım yıllar boyu,
    Onun için biraz is kokar libasım,
    Onun için dağınık biraz saçlarım.
    Ben ki bir dolu damıtılmış hüzündüm.
    Korkardım bahara dokunmaktan olaki solardı yüzü,
    Korkardım Eylülleri azgınlaştıran baharı tutuşturan adam olmaktan.

    Sevgili...
    Her gece bir Züleyha düşü görüyorum sen gibi,
    Düşüyorum içimin kuyularına durmadan.
    Yarım yamalak bir senaryo oysa herşey,
    Uyanıyorum ki çoktan silinmiş bütün repliklerim.
    Budur ürkmüşlüğüm, budur gizlenmişliğim,

    Sabrım beni ancak buraya kadar getirdi.

    Yoruldum artık sevgili, yoruldum karanfillere kan vermekten.
    Anlayamadım bir türlü neden Eylül hep on biri doğurur?
    Ve neden aşkın çocukları yoktur?

    Oysa sevgili...
    Bir Eylül günü, saklandığım hayattan çıkıp gelmek isterdim şimdi sana
    Birikmiş bütün baharlarımı adayarak,
    Koşarak doru taylar gibi yalınayak,
    Çatlasın isterdim damarlarım çatlasın
    Ve damarımda akan hüzün bu aşka karışmasın.
    Yazık ki yine de Eylül dolu ellerim, yine de derin bir sızı içimde,
    Hüzünlü bir gülümseyiş bazen dudaklarımda.
    Nasılsa biraz keder bulaşır her aşka,
    Her aşka biraz gözyaşı, biraz kalp ağrısı.

    Sevgili...
    Bu senaryo, bu kuyu, bu Eylül bırakmaz beni.
    Geleceksen sen gelmelisin, hüzün kadar cesur aşklar takınarak.

    Madem aşk cemresidir gönlün,
    Gönlüme biraz bahar, biraz sen katarak....


    - Kahraman Tazeoğlu

         

    Alıntı  
     

  4. #14 KAHRAMAN TAZEOĞLU - Bir Çocuk, Bir Liman, İki Yemin... 
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    17.906



    Anılar kentlerde yaşar sevdiğim . . . kayalar asıl yüzlerimiz olur kimi zaman
    tüm gökyüzü çiçekler için vardır oysa
    rüzgar utangaç bir kızdır....
    sessizden teninde dolaşır
    kokusunu bırakır yasak yolculukların
    kan kesmiştir gözleri çocukların
    uykularında çekmeceleri yağmalanır
    can olur martıya özlem
    kırık kanadını sarar sarmalar da uçar
    tüm durakları kentin geceleri görünmez olur
    kıyılar denizsizdir

    uçurumlar gölgeler için yaşar
    ateşten dili gül iklimi kadınlarının öpüşlere yasaktır
    trenler eski şehirlerden geçer
    acılı ölülerin ve gözlerinin üstünden
    kalbin yalnız mezarlıklara yurttur
    gözbebeği büyücüsü umutlarınla oynar
    sahte eller yaratır öldürücü el sallayışların için
    sözcükleri güç için kullanır utanmadan insan
    dinmeyen sessizlik kanatır
    yarası kabuk tutanlar bilet alabilir güneş ülkesine
    ve ateşte yan tutabilir böyle zamanlar
    inanmayacaksın
    gördüm
    deliler hücrelerde yaşayabiliyor bu ülkede
    düşünenlerse delirebilmeyi deniyor sık sık
    evet hiçbir uçurtma uçmuyor göğünde
    hiçbir limanında sevebilenler yok
    hiç kimse "gel" diye bağıramıyor penceresini açıp bir gece yarısı
    hiç kimse utanmıyor susarken
    sevemezken
    gülüşünden

    boş vermişlik kapkara bir yılan gibi çökmüş yüreğine şehrin
    inceden zehrini akıtıyor korkaklık için
    "şehirler olmasa anılarımız ölü olurdu" derdin
    haklı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum sanki
    şehirler, şehirler, iç içe geçmiş şehirler
    gözlerinizle yüreğimizle kurdumuz saklı şehirler
    kıyısı da yok koridorlara vuran
    ve bazı şehirler var
    oraya sadece kuşkular girebilir
    sadece hüzünler
    işte onlardır karanlığın kurduğu gizli kentler ruhumuzda

    ve bir sokak ki çırılçıplak bir göğüs oluyor kimi zaman
    bembeyaz, korunaksız
    soyunmadan çıplak kalabilen ender bir varlık o
    içindekileri de dışındakileri de taşıyor bir arada upuzak düşlere
    eski bir sevdayı deliyor gözlerin
    kimse bir boşluk bulamazken sevdama inan, hala...

    ölüm yorgun burada
    binlercesi bağır bağır bağırıyor tapınanların
    toprak bağrındaki kanı kemiği biriktiriyor suç için
    esir düşmesin diye tepe
    güneşi ele vermesin diye

    ellerine benzeyen bir hüzünle geliyor burada gece
    sevdalı ufuk karası
    gözlerini öğütlüyor bana
    öylesine vurulmuşum ki sevdana
    görmediğim saçlarına
    gülüşüne
    beni aşka kırdıran bir aşka bedelleniyorum
    mecburum

    bazen çıkabiliyorum parka
    çıplak ayaklarımla çimenleri hissediyorum
    tepe öylesine dinlendirici ki sessizliği
    yıldızlar öylesine inanıyorlar ki hala
    gülümsüyorum
    hala gri görünüyor denizin yüzü
    ve kimse tanımıyor fenerciyi
    işte bazen böyle imkansız olur ölmek
    hiçbir yol almaz seni gitmen için
    hiçbir denize giremezsin çırpıntısızken
    bir boşluk ararsın girebileceğin
    boşluklar delinir
    deliğe girmezsin, olmaz, yapmazsın
    bir aralık ararsın öteye geçmek için
    ilerlersin görürsün ilerlersin
    tam o aralıktasındır ki
    elin kolun kesilir soluksuz kalırsın
    farkında değilsindir
    o aralığa gelebilmek için pek çoğunu düşürmüşsündür yıllar yılı sakladıklarının
    gitmek için ihtiyaç duyduklarının
    duyacaklarının
    o aralıkta kalırsın
    ileriye asla geçemezsin
    geriye dönüşse zaten yoktur
    dönüp baksan
    kapkara bir göz görürsün gözbebeğinde
    geçmişi oynar beklediklerin istediklerin
    senin için oynar
    artık izleyicilerdensindir sende
    aralık insanlarından

    bazen çıkabiliyorum parka
    işte bunun için
    ama daha çok bakıyorum
    fısıltılar uzuyor oraya vardığımda
    bulutları görüyorum
    saçlarımı hissediyorum
    kıskanç bir sevgili gibi "ayı" görüyorum nedense
    öyle hissediyorum
    hem benimle olmayı çok istiyor
    hem de kırgın somurtuyor
    çok da gururlu
    keşke gelmeseydim diyorum utanıyorum
    sonra uzanıyorum sessizliğin geçiyor üstümden hala orada
    geçmişimi bırakıyorum kente kent için
    bir yandan da bağrındaki yılanla savaşıyorum kentin
    zamanla uzlaşıyor benle
    nasıl neyle bilemiyorum

    ihanet, ihanet kaçınılmaz bir gerçek gibi beni çekiyor orada
    ikimiz de şimdi daha iyi biliyoruz belki
    bir aşka bir ölümün yetmeyeceğini

    kentler dönüşler için vardır sevdiğim
    bir çocuk, bir liman, iki yemin
    ilk bakışta görülebilenlerdi
    ve her şey bir bakışla başlamıştı, yine öyle başladı
    aşk gibi hilesiz, kör kuyulara takılmış çığlıklar
    saklananların onurundan bozma gri gülümseyişler
    yarım sevdalar o zamanlarda da vardı
    yurdunu kuşanmıştın sevdana ak bir duvak gibi
    seni ilk kez orada görmüyordum
    bilmiyorum ama ten zayıftı
    kıraç bir toprağı çatlak dudaklarından usulca emziren bir gece yağmuru gibi gülüyordun "an"larda görebiliyordum ancak seni
    ve tepede çoğu zamanını kaçmakla geçiriyordun
    kilitledikçe çoğalıyordu kapıların
    seni düşünürken yıldızlardan sakınırdım umutlarımı
    teninin dinginliğini papatya gülüşlerinle korkunçlaştırıyordun
    seninle kalabilmek, rüzgarı kıskandıran gidişlerinde seninle olabilmek
    sabır istiyordu

    serin bir ırmağın hasretiyle yoğrulmaya başlamıştı işte o günlerde düşlerim
    geceleri kıyıya kadar iniyor
    tepeyi gözlüyordum
    korkuyordum
    ancak bu kadarını yapabiliyordum
    senin gülüşünle çıkmaya cesaretim yoktu oraya
    ne de olsa geceleri istasyonların şehrinden soyunduğu bir yerdeydik
    sinsi bir o kadarda saldırgandı düşlerimizin düşmanları
    sonraları sensizliği gizliden paylaşmayı öğrenecektim tepeyle
    o sanki ben bu şehre ait değilim dercesine haykırıyordu sürekli
    sonsuzmuşçasına kararlı bir gülüşle acısını gizlemeye çalışan
    bir denizin yüzünde hep tepenin soluğunu hissediyordum
    uyumamak için cesarete ihtiyacım yoktu henüz
    sessizliği de paylaşmayı öğreniyordum

    bazen
    en karmaşık sevgilerin kokularını yüreğine sindirebilmiş bir sardunyanın bakışıyla bakardın
    gülümseyerek direnmeye çalışırdın derinliğine

    çoğu sözcüğe bir anahtar gerekmez dile düşmek için
    dipteki o azınlıksa bir dili yaratabilir ancak kilitli kalanlardan
    sevda ve ölüm adına
    ağzımı açsam sanki bir ayna dolusu cehennem içime kaçacaktı

    ve bir aynadaki sen aracılığıyla
    diğer bir aynadaki "sen" e bakarken
    aynalardan birine yaklaşırken ötekinden uzaklaşıyordum hep
    görebilmek için
    bir küçük bir büyük ayna yaratır böylesi bir cehennemi genelde
    iki suretini uzlaştıramazsın birbiriyle
    bir açıdan kendini görebilmen
    diğer bir açıdan kendini yitirmene bağlıdır
    suretler birbirlerini yiyerek yaşayabilir böylece
    tıpkı çağrışımın imgesi, imgeninse çağrışımın maskesi olması gibi
    işte bunun için hiç ama hiç bakmadık seninle tepenin dışından

    bazen tek bir cesedi paylaşır pek çok kavram
    şimdi öylesi bir kent ki burası
    herkes bir başkası olabildiği sürece var
    ya da bir başkası herkes olabildiği sürece, yılgınlığını suskunluğuna gizleyebildiği ölçüde var
    hiç kimse hiçbir şey yan tutmuyor
    üç kişi bir araya geldiğinde ikisinin mutluluğu üçüncüyü ezişlerinde yatıyor
    üçüncünün kim olduğu ise hiç önemli değil sıklıkla
    hatta bugün ikilide yer alan bir mutlu
    yarın üçüncü mutsuza dönüşebiliyor kolayca
    önemli olan o üçüncü olma anı
    herkes ezebileceği birine ihtiyaç duyuyor
    söz, ezmek için kullanılan bir silah
    arkadaşlar yoldaşlar arasında bile
    tapınmak öylesine bir yaşam biçimi ki burada
    yürürken unutkanlıklarıyla sevişebilen birisi olmaktan korkuyorum
    yürürken bile bu kentte
    ki yürümek bir düşünmedir
    tabi bütün ozanlarının bir masala sürgüne gönderildiği bir yerde
    herkes bir başkası için yapar
    kendisi için yapması gerekenleri
    ağlarken kana karışır sevdamızın yarısı
    fark etmez tutunuruz bireysel kısmına büyük zamanımızın
    ya herkes birbirine geç varır
    ya herkes birbirine erken gider
    gülüşlerimizi kalıcılaştırdığımız ölçüde gidebileceğimiz halde
    biz kalırız gülüşlerimiz gider
    bir insanın bir insana verebileceği en değerli şeyi
    "yalnızlığı"
    bana verdiğini şimdi daha iyi anlıyorum
    beni kalmaya mahkum eden bir yola nasıl sevdalandığımı da
    üstelik senin için yazarken bile sevgilim onu düşlüyorum
    korkunç evet
    ona bir koridorda rastlamıştım
    ya da böyle olmasını istediğim bir gecede
    ölümler sonrasıydı korkusuzdum
    artık hiçbir tren makas değiştirmiyordu ben bakabildiğimde
    bir otobüsün yorgun soluklarla buğulanmış camlarından
    arakadakileri gözlüyordum
    ışıltılarını sayıyordum
    güncesini tutarak sayıklamaların
    koridor basit bir çitti
    ayağımı kaldırıp üzerinden geçemeyeceğim basit bir çit
    sessizdim öfkeliydim
    arkada ayaktaydım üstelik dönüyordum
    sanıyorum otobüse son anda yetişmişti
    daha öncede konuşmuştuk onunla
    öyle sanıyorum benim duruşumdan da korkunç bir merhabası vardı
    ne zamandır görmediğim bir şeyi onda görüyordum
    dahası bir gece birisini görebiliyordum gerçekten
    bir şeyler söylüyordu
    gözlerine bakmamaya çalışırken bile onu görüyordum denizin yüzünde
    sanki amansız bir fırtınada
    balkonda unuttuğum sardunyamı ölü çiçeğimi canlandırmak için gelmişti
    üzerimizde incecik bir yağmurluk dahi yokken
    tepede kar yağışını izlerken ki gülüşümüze benziyordu
    hem de hiç benzemiyordu bir yandan
    bu benzemeyiş tedirginliğimin tehditlerini amansızlaştırıyordu
    ortak bir acıyı dindirmek için çabalarken
    sessizliği paylaşmayı yeniden öğretiyordu bana


    o kıpkırmızı gülüş
    geceye ben senin değilim diyen saçlarının karası
    sevdamın kanını usulca siliyordu
    bir kayıp ülkenin kırlarının
    hüzünlü dağlarının yamaçlarına çektiği sürmeyi anımsatan
    sevdasını bağrında gizleyen kaşları

    ve kan tutmuş yabancı bir geçmiş
    yakınlığımızın savaşını bir aşk pahasına verdirtiyordu bana
    zamanla daha iyi öğrenecektim
    ya sana ya da aşka ihanet etmem gerektiğini
    benim yüreğimde öylesine çelişiyordunuz öylesine birbirinizken
    ihanet etmekten başka bir şey yapmam mümkün değildi sevda için
    farklı bir iklimde yaşamaya mahkumdum diğerlerinden
    üstelik aynı çağda
    kayıp sözcükler
    sevdalı öpüşler
    bir demir yolu kesilmişti
    baştan aşağı bölüyordu yüreğini
    herkes için başka geçmişleri olan güç satıcıları mutlumuydu bilmiyorum ama
    bu mahkumiyet benimdi onların değil
    ve yemin ederim sevgilim
    geçmişimi kullanmasına hiçbirinin izin vermedim
    kendimin bile
    oysa şimdi saklanan bir denizde her gün bana gülümsüyor
    ve sadece bu

    yabancılık bir kenttir sevdiğim
    yabancılık bir kenttir
    kendi kendine yasaklanmış bir an kadar yasak
    pencerelere takılıp kalmış bakışlar kadar umursamaz ve cömert olabilir
    yumuşatma gülüşünü
    duvarlarındadır kent
    ayna saklısı bir düş kadar acımasız
    gizle bileyler onurunu gölgeler yıldızlarla
    sarsılmaz bir zaman anlayışı vardı mezarlıkların
    bahçelerine girilmiş tuzak yüreklerde
    her dokunuş için bir başkası olmak gerekir hatırla
    hiç tanımadığın bir öpüş seninkidir aslında
    ne zaman nerde yitirdiğini bulmak zordur ıssız kırılganlıkların
    işte bu da öylesi bir kargaşadan somutlanmış bir izlektir
    pas tutmuş acıları kullanır çark
    her sevdalanış bir izdiham yaratır
    kargaların tarlasında bir korkuluk olursun
    dudağının kırmızısını
    esmer akşam üstleri alır
    kavşaklar acımasızdır
    bir o kadarda şefkatli
    hep seni bekleyen hileli bıkkınlıkla ayaklarını parçalar
    aşka sınır arar
    tek gerçeği kendidir öldürülmüş kentlerin
    işte sorgulanmış baharların ele vermediği kız
    şuna inan şimdi birisi daha öldü herkes biliyor
    yalan söyleseler de sinsice çıkıyorlar kentlerinden
    hepsini bütünleştiren yüreklerinin
    sonsuz karanlığında buluşuyorlar
    onlar dua ediyorlar bizim ölülerimiz için
    sonrası gece oyuncak bir kelebek kırık kanadından yapılmış yaralı bir kuşun
    "insanları olması şart mıdır bir kentin" diye ilk sorduğumda kendimden utanmıştım
    ağlamaklı bir çocuğun düşünde yargılamıştım kendimi
    istasyonlarını varoşlarını gezmiştim kentin
    özür dilemiştim

    şimdi şu kesin ki aşk kadar yabancılık bir kenttir
    oraya uğraması mümkünsüzdür gezginlerin
    dağ yolları dolaşıp geceleri köy evlerinin kapılarını tıklatan ipince bir rüzgar
    yaylaların kokusunu indirecektir gecekondu sokaklara
    belki göl balıkları ile söyleşecektir derviş
    sığ ayrıcalıktır çoğunluk için
    alkış tutacaktır ağaç karnını yaranlara
    sır bıçaktır karanfilin ağzında
    konuşsa kesilir dili sürgün çocukların
    yangınlar doğuracaktır belki kuşku
    yanlış yangınlar
    ama sevdanın sabaha yakın olduğu bir zamanda uğrayacaktır mutlak kente birisi

    havada uçuşan ince esmer parmakların
    eski ve unutamadığın aşklarınla vurdu kaç kez bana

    bir büyük kent çölünde koşacaktır çocuk tepeye
    bir daha çıkamayacak olsa da
    o bizim nerde olduğumuzu her zaman bilecektir
    her şey bir bakışla başlamıştı
    bir çocuk bir liman iki yemin
    seni seviyorum.....


    KAHRAMAN TAZEOĞLU

         

    Alıntı  
     

  5. #15 Oysa ben çocuktum . . . 
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    17.906

    Yüreğime parmak izini basıp geçtin
    Silemedim
    Avuçlarından içtiğim aşkın imlasını bozan ben değildim
    Ki yerli yersiz üç nokta iliştirdin sevdama
    Ömrümü vesairelere sığdıramadım
    Çocuktum
    Hazırda umutlarım vardı.

    Ben bu şehre adınla biten şiirler serperim..
    Sokaklarına konduramadım bedenimi..yoktu...
    Kapımın önünden geçmeyecektin
    Penceremden bakamayacaktım sana...
    Yaralandım

    Çocuktum işte
    Gelirsin sandım
    Yanıldım
    Bitti derken
    Her günümde seni bir bir çoğalttım.
    Sabırsızlığım,açlığımdan senli günlerime.

    Çocuktum adın yaktı ellerimi
    Tutunamadım bir daha ''sen'' diye hiç kimseye...
    Yollar,yıllar,hasret bitirmedi seni;beni bitirdiği kadar...
    Çocuktum
    Yüreğimi alıp kaçtın!
    Hani diyorum son defa gözlerimden düşsen
    Sevdanın yatağını şaşırmış nehirlerine..

    Büyümek buymuş işte...
    Korkuların biçim değiştirmesi
    Gece yatağıma
    Gündüz yanağıma yapışan

    Oyun oynarken bile kambur gibi sırtımda taşıdığım telaşlarımdın
    Eziktim
    Çocuktum işte...Yüreğime parmak izini basıp geçtin
    Bir ses...Bir adamın sesi
    Ve bir kadın...Hayatı avuçlarının içinde taşıyan..
    Kurduğum hayallere çakılan korkularım
    ''kalktım'' derken düştüğüm
    ''başladım'' derken bittiğim
    Artık boş mezarlıklara dönen evlerde adım anılır.

    Ve ben yeniden doğmak için
    Kahramansız masallar dinlerim
    Hep ''yokmuş'' diye başlayan...



    Çocuktum..adın elime battı
    Koparmışken tutunduğum ipleri
    Dizginlerimi salmışken boşluğa
    Zamansız bir aşk yağdı....ıslandım....
    Korunaklarım yoktu...
    Sokaklarda minyatür aşklar yaşanıyordu
    Yüzü yoktu hiçbirisinin
    Kaldırımlarına gölgeler düşmüyordu bu kentin...Heybesine gün sarhoşu mart çığlıkları yüklemiş yolcular
    Geçip gidiyordu aklımın dolambaçlı yollarından.
    Kimsesizliğe yenilen...
    Korkusuna eksik anlamlar yüklenmiş erguvanlar,
    Uğurlarken hüzün kuşlarını,
    Uzak kentler yıkılıyordu gözlerimin tutunduğu boşluklara.
    Ve hiçbir aşk vitrinlerini süslemiyordu
    Bir yığın bedeb gülüşlerini arıyordu köşe başlarında
    Ve hiçbir yangın içimi ısıtmıyordu sevdan kadar
    Tarifi yoktu kederimin...

    Çocuktum işte
    Geçtiğim yollara baktım yaşamın dikiz aynasından
    Yüzlerce ben bırakmışım ardımda
    Ve yaşın kadar sen tanımışım omuzlarımda
    Yüzüm yere eğik,gözlerimde hüzün...

    İhbarlar taşımışım gidişine
    Sevdanın köşe başında tutuklanmışım sensizliğe
    Çocuktum işte
    Kendimi kendimden kaçırırken
    İçimde yüzlerce gedik açıldı
    Yıllardır soğuk rüzgarlar çarpıp geçiyor çocukluğum yamalı geçmişine
    Kendimi tırnaklarımla deşerken
    Gizli gizli kan akıttım soğuk yatağıma
    Kan denizinde gömüldüm uykulara..

    Çocuktum işte
    Yaşamın dikiz aynasından baktım geçtiğim yollara
    Sarsıntısıyla bozulup dağılmış bir aşk hikayesinin,
    Her biri ayrı zamanlarda yaşamış kahramanlarını; durmadan büyüyen boşluğuna ittim.
    Kaidesini arayan kara suratlı bir heykel gibi kargaşanın ortasında.
    Asılı kaldım bir halatın ucunda....
    Çocuktum işte
    Olanca ağırlığınla çakıldım gözbebeklerine...


    - Kahraman Tazeoğlu

         

    Alıntı  
     

  6. #16 KAHRAMAN TAZEOĞLU - Hafıza Ayıpları.... 
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    17.906

    Kendinden başka herkese benzersin...
    Gecelerime bulaşıcı nöbetler kamçılarsın ...





    Fiilini rüzgar torbasında taşıyan
    Saçlarını en çok rüzgara satan kız
    Saçlarından saçılan saçmalarla mı vurdun adımızı
    Serinine sakladım bak sancılı ve
    kemirgen kelime oyunlarını
    Hangimizin bu ayıp aranıyorlar
    Benim bu hafıza ayıpları

    Dilinde çelmeler taşıyanlara
    Ölüşü bileyli sıtma iti gibiydi duruşun
    Aynada görünmeyen neyse oydu
    Sonra görünenleri de oydu
    Belki bir köprü dibi ekşisi kaldı gerimde
    Sıktım sıyrıldı kanıyor
    Yarama kabuk hazırlar mısın?
    Yüzümde sırıtan tedavi yöntemleri
    Kınında bir nekahat evresi
    Benim bu hafıza ayıpları

    Ayrılık gölgelerinin nevrotik bahçe gülü kalesi bu
    Surlu katillerin urlu beyinlerin de yıkılası
    Ciğerine öfkeli anne bakışı saplanırken
    Eklem yerlerinden kırdın bak şiiri
    Ekmeyecek hiçbir dil
    Başına yıkılası argümanları
    Benim bu hafıza ayıpları

    Şemsiyesi kırık gözlerini kayıpladım
    O kimse, kimse duymadı hatırlamadı ağlamadı
    Ama ben öptüm başından aşağı kaynar surları
    Kımıltısız iklimlere tüneyen suskunluğumun kuşları
    Benim bu hafıza ayıpları

    Gökler üzerine saçlarım dökülürken
    Zulamda tıkış tıkış küskünlükler
    Kundaklanmış yalpalı voltalar
    Dillere dolanmış dikenli teller
    Konuşunca kanayan suskunluklar
    Beynim hor kullanılmış idare lambası
    Nezaketle karışık hırsızlama yapma gözüm
    Benim bu hafıza ayıpları

    - Kahraman Tazeoğlu

         

    Alıntı  
     

  7. #17 Kahraman Tazeoğlu - Gülüşlerle Başlayan Hikayeler... 
    Admin JuLy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2014
    Mesajlar
    4.384

    Kahraman Tazeoğlu - Gülüşlerle Başlayan Hikayeler...

         

    Alıntı  
     

  8. #18 Cevap: Kahraman Tazeoğlu - Gülüşlerle Başlayan Hikayeler... 
    Admin JuLy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2014
    Mesajlar
    4.384





         

    Alıntı  
     

  9. #19 Cevap: Kahraman Tazeoğlu - Gülüşlerle Başlayan Hikayeler... 
    Admin JuLy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2014
    Mesajlar
    4.384







         

    Alıntı  
     

  10. #20 Cevap: Kahraman Tazeoğlu - Gülüşlerle Başlayan Hikayeler... 
    Admin JuLy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2014
    Mesajlar
    4.384




    Ben ki seni bulmak adına kendi benliğimi kaybettim; çünkü (o zamanlar) buna değerdin.
    ....Öyle işte… Çok özledim…...

    K.T


         

    Alıntı  
     

Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 59
    Son Mesaj: 04-06-2014, 09:01 PM
Bu Konudaki Etiketler

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Yetkileriniz
  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •