Günün Sözü
Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon
37 sonuçtan 11 ile 20 arası

Konu: ONAT KUTLAR Şiirleri

  1. #11  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.743

    Cezayirde Tören

    Kapadım perdeleri kayboldu
    Duvarları saran ayışığı ve magrip sokakları
    Yeşil damarlarında som mermerin Seyyit Yusufu
    Arayan ilk kanlı boğa
    Kayboldu Endülüs kumsalları kolera veba
    Zafer kuşunun kanatlarına beyaz
    Ürperen eteklerini vurarak geçen
    Bab-el-oued ölüleri
    Kayboldu

    Sahrada kızıl bir ırmakla işleyen yazın
    Değirmeni sanki birden durdu
    Sanki bir ölü zaman sanki bitmez tükenmez top seslerinden
    Sonra gelen sağır gökyüzü
    Geniş sömürge yatağında uzun
    Bir uçuş düşü gören kaptanın tüm motorları
    Havadayken durdu sanki
    Anısız bir çöle karışıp gitti
    Kahkahanın küçük dereleri ve sevdiğinin
    Ada camaşırlarını yıkayan kızın
    Türküsünün sarışın ve tüylü ağzı
    Kapandı

    Bütün yolculukları unuttum birden bir kaçağın
    Garlardan alanlardan limanlardan topladığı
    Biraz kurumla kararmış ve yeni sevinçlerin gümüşleriyle
    Parlatılmış anılarını unuttum
    Unuttum birden arduvaz trenleri deniz manastırlarını
    Donmuş votka ırmağını gece güneşi kulelerini portakal
    Çicekleriyle donanmış kentlerin şimdi kupkuru
    Dallarına kırlangıçlar gibi tüneyen
    Geçmişini tutsağın
    Unuttum

    Son bir şey direniyordu ama silindi
    Ormandan savandan çölden dağlardan
    Pencereme bakan bir çocuk yüzü
    Sırtında bir regal ve ayağında
    Ermiş Sylvestrein keten çarıklarından
    Koca Afrikanin yüreğine dalan
    Lacivert çuha şandaylı keşişin
    Tozlu ve yıllar süren bir ayın için iğdiş ettiği
    O esmer çocuğun yüzu de
    Silindi

    Artık törene başlıyabiliriz

    Onat Kutlar

         

         

    Alıntı  
     

  2. #12  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.743

    Günlük Şiirler

    Sen gittikten sonra iki çalgıcı
    turnalar semahını çaldı ve kimse dinlemedi onları
    benden başka. Sarımsak kokusunun
    yoksulluk ve rakıyla buluştuğu saygısız kalabalıkta
    kimse duymadı beni terkeden
    kanatların bıraktığı esintiyi. Biri incecik öbürü kalın
    iki tel vururken çalgının yüreğine
    nicedir aklımı kurcalayan Bertold Brechtin
    "Sevenler" şiirini düşündüm bir yaşamdan ötekine
    yanyana uçan iki turnayı. Taa yirmisekizlerden.
    "Güneşin ve ayın az değişken dilimleri altında
    uçup giderler yine, böyle tutkun birbirine.
    Hey, nereye gidersiniz? - Hiç bir yere - Nerden gelirsiniz?
    Her yerden. Sorarsınız, ne zamandır birliktesiniz? diye.
    Az zamandır. Ne zaman ayrılacaksınız peki? - Yakında."
    Çıktığımda hava acıktı ikindi güneşi gibi
    nicedir ısıtmayan parlak ayın az değişken dilimleri altında
    yürürken sordum kendi kendime. Nereye gidiyorsun?
    Hiç bir yere. Ne zamandır yalnızsın? Bilmem, denize
    ve ayışığından yapraklar kesen
    şiire sormalı bunu. Daha yazılırken
    bir anıya dönüşen şiirlere
    Sordum kendi kendime ne yapılabilir çamurdan? Heykel
    Acilardan? Aşk. Yoksulluklardan
    bir devrim bile yapılabilir. Ama hiç bir sey
    hiç bir sey yapılamaz ayrılıklardan.
    Sen, çalgıcılar ve ayışığı çekip gittiniz uykunun
    eşiğine vurulmuş bir turna gibi dönerek
    düşerken sordum otuzdokuzlardan Bertold Brechtle birlikte
    "Ne yapmalı peki?" Aklim dokunacak
    bir baska akıl arıyor. Nicedir yabancı denizlerde
    yıkanan tenim baska bir teni. "Ne yapmalı?"
    Biliyorum yağmur yağmaz yukarı doğru yeniden
    Acımaz olur, silinir gider izi bıçağın.
    Ama hiç bir rüzgar doldurulamaz boş kalan yerini,
    bir yaşamdan ötekine
    birlikte uçan turnaların yerini gökyüzünde.....

    Onat Kutlar

         

    Alıntı  
     

  3. #13  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.743

    İstasyon

    Yalnızım bir kompartımanda
    Bir hızar testerisinin yaz ışığı ufuk hattından
    Ağır ağır gözlerime geliyor köşede rüzgar
    Tozla yıkıyor söğüt dalını çocuk
    Onaltı bağımsız devlet büstünün
    Sarkan bıyıklarını düzeltiyor zaman
    Düşündükçe koyu bir renk alıyor
    Buraya uzun bir yol boyunca
    Kurulu bir kumpanya çadırlarından
    Tuğla harmanlarından geldim her ateşin
    Çemberinde yanarak ve darağacında
    Kurutarak dikişsiz gömleklerimi
    Her sabah zekeriya sofralarında herkesle
    Kalın kitapların yufkasını yeniden ıslatıp
    Yedik açlık
    Düşündükçe daha da artıyor hangi geçmişin
    Kaynağına eğilsem acı bir su
    Gelecek günlerin yorgun treni yıllardır
    Telaki bekliyor
    Bekle bekle bekle gençliğin karanlık yıldızı
    Yıllardır takım değiştiriyor ve cephe
    İsimsiz bir tortuyla kapanmış
    Bilemedim nasıl bir mangal yüreğimiz
    Kömür gözlü çocuklarla yanıyor ve bedenim
    Ateş içinde
    Eylül.

    Her yanımdan geçen öpüşlerinin
    Islak serçelerini duymasam
    Kör testereyi bile göremeyeceğim.


    Onat Kutlar

         

    Alıntı  
     

  4. #14  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.743

    Kitabe

    Rüzgarın yüzünü vadilerden tanıyorlar sevgilim
    arının adını bir menekşeden
    çılgın ırmağın yüzünü bir deniz çiziyor
    toprağı, yediveren bir gül ağacı
    tarihler bir köprü olarak yazıyor bir ustayı
    kahramanı, gülümseyen bir yoksul
    çocuk olarak

    beni bir gün sevgilim senin yüzünle
    anacak doğunun yeni ozanları
    çünkü bir ağustos gecesi sessiz bir gölün
    ayışığıyla yıkanmış kıyılarında
    akıllı şarkılar söyleyen bir deli
    hiç bitmeyen yaz gününe gömecek beni
    senin adınla.....

    Onat Kutlar

         

    Alıntı  
     

  5. #15  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.743

    Mardin Hoyratı

    - Nedendir oğul, sabaha karşı
    bir kanat gölgesi geçti yüzünden
    Kartal mı desem yoksa keder mi
    Bir günah işledin mi?

    - İşledim ana, bir ağaç kestim.

    - Kalk oğul uyku iyi değildir
    Bir arpa ekmeği yapayım sana
    Günün çayı yatıştırır öfkeyi
    Bu horoz neden ötmüyor?

    - Düşte uyur görüyorum kendimi.

    - Sormak bana düşmez oğul, erkek
    kendi kanadıyla uçar, git su boyuna
    yıka ellerini bir de tütün sar
    Düğün yok ellerin neden kınalı?

    - Ana ben sevdiğimi öldürdüm.


    Onat Kutlar

         

    Alıntı  
     

  6. #16  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.743

    Mart İçin Hoyrat

    Sabah erken kalktım dereler buz
    Tanrı bilir ne zaman döner avcılar
    Kör Süleyman gece gündüz sayıklar
    Çadırı yıkılsın da bozulsun bağı
    Kan izlerini sildi götürdü acı kırağı
    Dolandım durdum uzun yollarda yalınız

    Severim gözünü şu halime bak
    Yaramı saran gümüş telli kavak

    Döner durur göğün dibinde bir yabana
    Kartal mı desem peşinde bir alıcı kuş
    Hakkari Oramar yaylası Van gölü Muş
    Genç ömrüm bir kürt kilimiydi geçti gitti
    İnsan yüreği pas tutar derdi babam rahmetli
    Başında bir solgun poşu ayağında çarpana

    Gözünü severim bir haber salsana
    Yüreğimden uçan gümüş telli turna

    Uyudum uyandım bir uzun gece
    Ay karanlık devir puşt hava dumanlı
    Sırtımda bir hançer söğüt yaprağı
    Düşte gördüm dökülmüş odamın beyaz
    Kireci bahar gelmeden geçip gitmiş yaz
    Kimse sormaz aç mıyım susuz mu halim nice

    Gözünü severim sen söyle kiraz
    Agacından doğan gümüş telli saz

    Kar üstüne açmış yaz delisiydi
    Erken öttü gönlümün çapar horozu
    Korkarım silerler defterden bizi
    Götürür ayrılığa bir tahtadan at
    Tarih dokuz yüz seksen gün yirmi üç mart
    Biri hasret gömleğini bir daha giydi

    Yüzünü seveyim sarayım belin
    Koynumda uyan gümüş telli gelin


    Onat Kutlar

         

    Alıntı  
     

  7. #17  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.743

    Mayıs Büyüsü

    Kentin dölyatağından bir öğle sonu
    mor kelebeklerle doğan siyah apansız
    abanoz işlemeli geceydik. İkimiz.
    Beklerdik. Nasil olsa bir mayıs büyüsüyle
    açılırdı bu şiirin defteri. Her buluşmamız
    aşardı sevinçlerin ipine
    öpüslerle ayrılığın canını.
    Sevişirken
    durmadan vedalaşırdık gece yatısına
    gider gibi evine gitmeden önce.

    Hep şaskın otururduk ikimiz de
    kapı aralığında, apansız bir geleceğin.
    Ve ben yontulmamış bir akılla düşünürdüm:
    Babasını tutmuş bastıran
    gözleri kıpkırmızı bir zenci - içimdeki -
    Neden diz çökerek salınır durur
    bir güvercinle bir kara arasında?
    Tapınırdım türkü tanrısına: Mayıs, ne olur,
    okşa artık ışığının sağnaklarıyla
    yanan gözlerimi ve yeniden
    başlasın düşleri bir çılgınlığın.
    Nerdeyse silecek dilin keçesi
    yazgı tahtasından bu şiirleri.
    Dalardım usulca bir kaç kulaçta
    ürperen denizine teninin ve mayıs
    yüzünün bahçelerinden geçerdi.
    Derdim ki hep, bir büyü yapmalıyım: Mayıs ne olur,
    bizi bir aydınlığa götüren
    yıldızlarla dolu şiir bitmeden önce
    kapansın kapıları bir an gecenin.
    Kimsecikler kalmasın içerde mor kelebekler
    ve ikimizden başka.


    Onat Kutlar

         

    Alıntı  
     

  8. #18  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.743

    Teşekkürler Kalbim Sana..

    Gençligimin dallari hep ikindiyi gösteren durmuş bir
    yelkovan gibiydi o yillarda yani erken ölümü ve içinde
    altin tozlariyla agir agir yaz boyunca yapraklari tirse
    yeşili ve kişin yoktu bilemezsin o küçük saatin karninda
    sapsari bir çark ne işe yarar tipki kimi sözcükler gibi
    önce anlaşilmayan ve bir zaman gelir döner başlatir
    bir şiiri

    Işte öyle bir şarkiydi

    Her gün içimde yaşayan yalniz bir japonun küçük bir
    alanda kirmizi kasim yapraklarini büyüttügü pariste
    tuvaletlerinde bile çeyrek le monde sayfalari kullanilan
    çünkü kalindir kagidi banyolarla dolu ve sartrein
    çocukluk anilariyla bir otelde lahmacun cumhuriyetinin
    üç uyruguyla eski bir rus plagini ilk kez dinlerken
    bu şarki çantama düşürmüş olmali
    gelecegin ormanini

    Sagol yüregim çünkü o ezgi

    bakir bir şafakta uçarken saatlerce altimda "güneşte
    sararmiş kemik ve kil ve külle örtülü" ortaasya kentleri
    ve parti çizgisinde lacivert giysilerle adamlar büyük
    bir gökyüzü gemisinin lombozlarindan alkol denizinde
    yüzen daglara bakar bakar donuk gözlerle
    içimde bir sikinti ne istedigimi bilmiyorum görünmüyor
    ekimin kayip ülkesi düşünürken habersiz savurdugumuz
    beyaz bir bulutta

    seni taşiyordu

    Bagli kaldi

    içimdeki japonun da içinde kapkara bir koç o yüzden
    dolanir durur düşleyerek tanyeri ülkesini ve bekler ne
    zaman işitacak beyaz duvardaki tüy sarmasigi seher
    yildizi bekler kil çadirlarda göçer denklerine sikişmiş
    kara bir çekirge gibi umutsuz bir yarini ve atlara eger
    örgütleyen kolan durmadan dagilir gider gene de iner
    mahmuz kan içinde bir hint horozunun gözlerine kararir
    ortalik nerede başaklar ve yanilmiyorsam tipki
    böyle bir zamanda yüregin kanatlari bir tele çarpar

    eski bir şarkiyla

    Çark döner
    tamamlar şiirimizi.

    Onat Kutlar

         

    Alıntı  
     

  9. #19  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.743

    Surlar Ve Deniz

    körler ülkesinin tam karşısında
    çünkü gören olmadı seni benden başka
    duran kent sevgilim nicedir
    surların çevirdiği denize doğru
    kurdum barbar çadırını bekliyorum

    bekliyorum bembeyaz bir yapının
    omuzlarına konacak kartal
    kapına dikilmiş boynuzlarıyla
    kara koç başı hırslı kalkan
    ve hasret ve tutku ve bitip tükenmez
    ayrılığa inatla kafa tutan
    bakısların tozlarına bulanmış
    ağaç heykeli olan gövdemle

    içinden görmek istiyorum seni
    dinlemek daha da bir güze doğru
    çimenlerinden geçen serin esintiyi
    yıkanmak derin saatlerinde denizinin
    yarı aydınlık sokaklarından geçmek ve eski
    bir balıkçının uslanmaz merakıyla
    ağ atmak akşama karşı sularına
    yanan alnımı su mermerinin
    karnına koymak ve uyumak
    yorgun savaşçının
    tütün ve barut kokusuyla uyumak bir hayvanın
    karlı sınırlarını aşmak bir yaza doğru

    saklı kent bıktım seni kuşatan
    kendi çadırlarından kör kılıcına
    tuğlalarla örülmüş yanık surlardan
    bıktım bana uzaklığı öğreten
    dili geçmisiyle zamanın
    yazılmış kuşatma günlüklerinden

    taş perdeleriyle bir gize doğru
    yelken açan kent göremiyorum seni


    Onat Kutlar

         

    Alıntı  
     

  10. #20  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.743

    Sokak

    Durmadan değişen bir kentte selvilerin
    anılarıyla uğuldayan bir sokaktı
    Yüksek ve külrengi yapıların tepesinde ikindi
    sarı bir ışıkla vururdu pencerelerin donuk ve sessiz
    krater gölcüklerine
    Orada yaşlılar otururdu tozlu iğne yastıkları ve güz
    sararmış martıların eğri yağmurlarıyla gelir tarardı
    yüzlerinde unutulmuş sepya boşluğu
    Karınlarına ölümün tohumlarını ekerdi aşağılarda
    hafif bir lağım kokusuyla karışık kahve
    ve anason çiçekleri satılan
    küf rengi ırmakların sokağında ehliyetli kurbağalar
    safa pezevenkleri ve geçmiş kaçakçıları
    Arada inatçı arnavutların
    durmadan yenilediği kaldırımlardan
    gülleri örselenmiş kadınlar geçerdi farkedilmeyi
    bekleyen erken kararmış lidya gümüşleri genç kızlar
    Kanlı bayrakların yelkeniyle arada
    tersane işçilerinin kadırgaları geçerdi ilkyardıma doğru
    Siren sesleri sivaslı kapıcıların granit belleğine
    bulanık izler bırakırdı

    Günlük işlerin bittiği saatlerde yani geceleri
    sokak bir kerhane gibi işlerdi bahriye gediklileri
    denizi ve orospuları aynı anda gören evlerin
    duvarına arabesk bir savaşın tarihini yazarlardı: Aşk
    Binliklerin mor jileti çalışırdı kapılarda titreyerek ve derin
    bir yarıkla açarak feodal zamanın surlarını
    sabahın eteklerine ulaşırdı

    Oradan başıboş çocuklar çıkardı yaşamın çöpçüleri
    doğulu çocuklar plastik ayakkapları ve kendi gövdelerindeki
    ölü ana sıcaklığına sarılan kollarıyla
    süpürürlerdi gecenin artıklarını
    Solgun iğneleriyle ilk ışıkların dikerdi ağırbaşlı halk
    kentin zarını yeniden ve gün
    başlardı

    Orada sevdim seni
    Sokağı denize bağlayan geçitte orada
    geceyi gökkuşağına bağlayan günlerin saçını hızla örerdi zaman
    Sevecen sorgulu uysal yüreğin
    bir çimen türküsüyle açardı soyağacının gizli bahçelerini
    çılgın bir büyücüye, orada kan ırmağından
    geleceğin şarabını çıkardım ve yanan günlerden altın
    bir şiir çıkardım güzelliğinin kapalı yapraklarından
    bozkır ortasında ırmak kuyu dibinde gökyüzü bir özgürlük
    esintisi zindanlarin avlularindan

    Unutma ben yokolunca değişince kent ve bir yoksulun
    o günlerden
    sana bağışladığı söz ülkesi yitip gidince
    sonsuz ve isimsiz bir deniz kalacak bir de çamagacı
    benim sularımla öpüşen.


    Onat Kutlar

         

    Alıntı  
     

Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon

Benzer Konular

  1. Baattin Yeni yılınızı Kutlar :)
    By Rooney in forum Karikatür,Komik Resimler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 12-23-2014, 10:00 AM
  2. ELİNDE SENİN
    By DamLa in forum Şiirler Dünyası
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 08-14-2013, 08:52 AM
  3. Bir Nedeni Yok Sadece Öptüm...
    By DamLa in forum Duygusal Makaleler
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 08-05-2013, 12:57 AM
  4. Hikmet Onat Biyografi Hikmet Onat Biyografisi, tabloları, hayatı
    By EmeL in forum Ressam & Karikatüristler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 02-28-2012, 06:25 AM
Bu Konudaki Etiketler

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Yetkileriniz
  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •