Günün Sözü
Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon
35 sonuçtan 11 ile 20 arası

Konu: AHMET MUHİP DIRANAS Şiirleri

  1. #11  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Esenlik Size

    O gün bu gün size özendim
    Her yerde; hava, toprak, deniz.
    Bir serüvendi; gökteyseniz
    Çıktım, yok, yerdeyseniz indim.
    İlkin, size içkiyi tattırdım:
    Ömür boyunca sarhoşsunuz;
    Ne açsınız artık ne susuz.
    Sizsiz ben de susuz kalırdım.

    Size geceyi de öğrettim
    Onda düşlerle çoğaldınız;
    Yaşantıda yorgun ve yalnız
    Değilsiniz; sizi ürettim.

    Biterdi belki bir uykuyla
    Herşey ve tadından ötürü.
    Gördünüz ki bundan ileri
    Bir şey var çağıran tutkuyla.

    Çağırdım, çağırdım, çağırdım
    Bir böcek gibi titriyerek.
    Koştunuz tükeninceyedek
    Ha bir adım, daha bir adım...

    Sizi ölümle perçinledim
    Bana... ve sımsıkı ve sıcak;
    Üşürdünüz ah, çırılçıplak
    Ölüm döşeğinde; önledim.

    Size yani günahı sundum;
    Öptünüz ve güzelleştiniz.
    Çirkindiniz ilkin, tek ve pis.
    Irmak oldunuz; sizde yundum.

    Şimdi olay, hep ya hiç gibi,
    Vardan ve yoktan özge bir şey,
    Sevgiden de öte bir düzey;
    Olmak ya da olmamak belki.

    Ahmet Muhip Dranas

         

         

    Alıntı  
     

  2. #12  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Büyük Olsun

    Ben büyük şarkıları severim; büyük olsun.
    Deniz gibi, gökyüzü gibi herşey ve mahzun.
    Seviyorsam seni aşk ölümsüzdür gönlümce,
    Aşıksam kadınım değil tanrıçasın, ece.
    Denizler yolculuğa çağırır durur da beni
    Gitmem düşünerek geri döneceğim günü.
    Ben büyük rüzgarları severim; büyük olsun
    Aşkım da, özlemim de hepsi, herşey ve mahzun.
    İnsan bir yanınca Kerem misali yanmalı.
    Uykudan bile mahşer gününde uyanmalı.

    Ahmet Muhip Dranas

         

    Alıntı  
     

  3. #13  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Bir Sokak

    Dün gece lambaların kör ışığı içinde
    -Herkes ömründe bir kez olsun o yoldan geçer
    Bir sokağa düştüm ki her köşede bir gölge,
    Her pencerede bir baş, her kapıda bir fener.

    Onların iki yana dizili yüzlerinde
    Kalmamış gibiydi bir damla ışıktan eser
    Ve körler gibi, sanki elleriyle derinde
    Yitmiş hayallerini arıyorlardı yer yer.

    Balkonundan sarkarak biri: Yavrum, diyordu
    Hatırlamaz olmuşsun artık eski karını;
    Göğsümde geçirdiğin sevda akşamlarını.

    Biri memelerini gösterip gülüyordu:
    Pencereme bakmadan geçme öyle, güzelim!
    Ben Leyladan sevdalı, Zelihadan güzelim...

    Ahmet Muhip Dranas

         

    Alıntı  
     

  4. #14  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Balad

    Yağmurlar dindiği zaman
    Geleceksin
    Ki karanlık ölümdür.
    Işığım söndüğü zaman
    Güleceksin
    Ki karanlık ölümdür.

    Karanlığımda dişlerin
    Parıldar ki
    Yine görüneceksin
    Kuraklığımda düşlerin
    Işıldar ki
    Yine arınacaksın.

    Bekliyeceğim elbette
    Gelişini
    Yaşamak başka nedir;
    İsterse ta kıyamete
    İlle seni
    Ki bu aşk başka nedir.

    Bütün ömrümüz onunla
    Böyle geçti;
    Toprakla gök arası,
    Varla yok arası öyle;
    Derken uçtu.
    Dranas yalvarası:

    Tanrım merhamet et kula.

    Ahmet Muhip Dranas

         

    Alıntı  
     

  5. #15  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Ayrılış

    Gün batıyor, gün batıyor,
    Veda etsem hepinize.
    Ufuk kanlı bir denize
    Dönüyor, sizi bıraksam.

    Gün batıyor, gün batıyor,
    Evimi, eşyamı, paramı
    Nem varsa yaksam ve bir an
    Kaybetsem kara bir duman
    Arkasında hafızamı,

    Koşsam, koşsam, koşsam, koşsam...

    Ahmet Muhip Dranas

         

    Alıntı  
     

  6. #16  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Ayışığı

    Yüzün beyaz, abajur yeşil, gece mor;
    Esrimiş kalbim, şarkısını söylüyor.
    Her yanın avuçlarıma dökülüyor
    Çeşmeden akan suyun berraklığında.

    Dolaşan bir dudak mı var saçlarını?
    Ay tırmanıyor zeytin ağaçlarını.
    Sürü bulutlar gece yamaçlarını
    Otlayıp yayılıyor gök kırlığında.

    Üzerinden örtüyü mü çekti bir el?
    Gece ayaklarından akıp giden sel;
    Seyrine doyulmuyor ruhunun, güzel
    Bu manzara gibi, bu ayışığında...

    Yeniden yarattı seni gizli bir el!

    Ahmet Muhip Dranas

         

    Alıntı  
     

  7. #17  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Ayaklar

    Ölmüş o, ayrı düşmüş sürüden,
    ayakları dışarda örtüden.

    Ölmüş herkes gibi ölen insan,
    Yalnız ayaklar kalmış yaşayan.

    Ardından ölüme düşen başın
    İki kardeş bakakalmış şaşkın.

    Der ki, bu ayakları görenler,
    Başım değilmiş düşünen meğer.

    Ayaklarım, az gide uz gide,
    Ayaklarım, ümitler peşinde!
    Yolcu ölmüş; işte ayaklar hür!
    Yolcu ölmüş; ayaklar düşünür...

    Ahmet Muhip Dranas

         

    Alıntı  
     

  8. #18  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Ağrı

    Vardım eteğine, secdeye kapandım;
    Koşup bir koluna sımsıkı abandım.
    Karlı başın yüce dedikleyin yüce.
    Sükun içindeki heybetin gönlümce.
    Devce yapında ilk rahatlığı duydum.
    Şifa mı ne ki ruha bu ilk yudum.
    Hayal arkasında boş çırpınışlarının.
    Sen uygun bir vakti gelince rüzgârın
    Sonsuzluğa doğru kalkacak sihirli
    Bir gemi gibisin göklerde demirli
    Ve ben rıhtımında bekleyen tek yolcu...
    Düşüncemizin en haksız, en korkuncu;
    Açan o ağulu çiçek delilikte,
    Giren sır mezara cesetle birlikte,
    Şüphe; o bin çeşit çilenin yemişi.
    Yılan ağzındaki elma... Ey, ateşi
    En derin yerinde gizli gizli yanan!
    Seyrediyor ruhum kar balkonlarından
    İnsanın göresi olmaz manzarayı
    Ve aklın o uçsuz bucaksız sarayı
    Yıkılıyor... Duygu bir kartal hıziyle
    Fırlıyor engine sevinç avaziyle.
    Bulutlar ne güzel bulutlardır onlar,
    Hep böyle başımın üstünde dursunlar
    Menekşe rengi, kan rengi, toprak rengi.
    Asılı kalsın hep bu yağmur hevengi.
    Dünyayı saran bu gece ne gecedir,
    Yıldızlardan yağan ışıklar ne incedir!
    Yansın o yıldızlar bitinceye kadar
    En derin uykular, en tatlı uykular.
    Ey, gökperdelerde şahlanan tanrısal!
    Eteklerindeyiz işte. Ve bir masal
    İçinden gelmişiz sana, atlı yaya,
    Attığımız okta kısmeti bulmaya.
    Yitik, perişandır elbet bencileyin
    Pişmanlığa ırgat olup geceleyin
    Günle bahtın çağrısına koşan kişi.
    Ah, iç sıkıntısı; sen ettin bu işi.
    Zevk, o yosma kadın eski bir bahçede
    Ayaküstü günah işlenen gecede
    Bir susuzluk kadehi sunmuştu bana;
    Yüzümü maskesiz gösteren ilk ayna.
    Yel alsın götürsün bütün o geçmişi,
    Büyülü kadehin zehrinden içmişi
    Serin yalanında kandırmaz her pınar.
    Dindirir miydi ki en tatlı rüzgârlar
    Bende gizli gizli başlamış ağrıyı:
    Bu, rüzgâr ve gemi uğramaz bir kıyı
    Ya da bir teknede açılmış bir delik;
    Hangi pencereye koşarsam ahretlik
    Bir gökyüzü, siyah, güneşten habersiz,
    Her adım attığım yeri basan bir sis.
    Hangi yana baksam onu görüyorum:
    İnancın kaydığı bir dipsiz uçurum;
    Günah kapılarının aralandığı,
    Tanrıların bile avaralandığı
    Şaşkın, çaresiz bir insan kaderince.
    Güneş! güneş! güneş! ey, ölümsüz ece!
    Sana tapınanlar kardeşimdir benim;
    Güneş! güneş! ben sana doğru gelenim,
    Kucakla beni, tanrıça sev, sar beni,
    Ey yırtıcı, en aç hayvanların ini
    İçimin göz görmez mağaralarına gir;
    Senin girmediğin yerde haset, kibir
    Dert, kin, yalan, ölüm, korku ve işkence,
    Çakal seslerinden örülmüş bir gece,
    Teneşir başında oynaşan çirkinler
    Engerek düğümü doğuran gelinler
    Zina şöleninde beynin nöbet nöbet
    Cehennem halatı çeken bir iskelet
    Ve yaprak indiren ağaçlar baharda...
    Senin bağışından yoksun kucaklarda
    Çocuklar kertenkeleyle bir biçimde.
    Ağrıya eş bir dağ olsaydı içimde
    İlkin şu gönlüme doğardın her sabah,
    Bana her yer geceyken sarardın, gümrah
    Sarı saçlarınla benim varlığımı,
    Kendimde taşırdım kendi toprağımı...
    Ağrıya eş yüce bir dağ yok içimde
    Ne kadar cüceyim dert ve sevincimde!
    Kaplamış gözümün gördüğü her ufku
    Umutsuz, zifiri bir gece, bir korku.

    Ah, yazık ki bütün insanlık güneşsiz.
    Ey ateş, nasıl da seni yitirmişiz!
    Bu yalnız inilti esen manzaradan
    Bir çaresiz aydır sallanan aradan;
    Işık tuttuğu her şey bir taze yara.
    Onmaz bu gece. Bırak karanlıklara!
    Can yiğitliğini yitirmiş, kalb aşkı
    İlenişlerinden insanın bir şarkı
    Tutmuş dört yanı, bir çirkin ağıt, eski...
    Ah güç de değildi bahtiyarlık belki;
    Üstümüzde deniz gibi bir gökyüzü
    Bir şemsiye gibi açtı mı gündüzü
    Altında her kalbe esenlik payı var;
    Bizimdir, yelken açmış giden bulutlar,
    Vurup alnımıza serin gölgesini.
    Bizimdir bu korku, bu renk dolu sini
    Üstünde seslerle ışıklar kamaşan;
    Bizimdir bu zafer, bu beste ve bu şan.
    Şu aydın, ferah ve rahat gök altında
    Her kazazedenin müjdesi bir ada,
    Her gülüşe ayna bir gölek kenarı;
    Koparırken elin taze meyvaları
    Öyle kolaydı ki şaşıyorum demek;
    Soframıza konmuş bu doyulmaz yemek
    Niçin bir zehirli kaşıkla yenmede?
    Ağrı! başına boz bulutlar inmede.
    Ne ki bu cendere, ne ki bu sonsuzluk...
    Bu köpüren sular ve geçmez susuzluk
    Kim şu vurulmuş yatan, ova boyunca,
    Bir kan çeşmesine açık durup avcu?
    Çile pazarında cana pey sürümü
    Çözmek mi istemiş o çetin düğümü?
    Korkunç bir ezgide çatlayan bu kamış
    Yitirdiğimiz bir cennet mi aramış,
    Ölümsüz barışa gülen şafakları,
    Lezzet ve esenlik tüten ocakları,
    Ömre öpüş tadıyle uyandığımız,
    Tanrısal bir çıra gibi yandığımız?..
    - Dağ! senin yandığın gibi bir vakitler-
    Vuran bir toz parçası değilse eğer
    Küçük gövdesine budur giden ölüm,
    Onun yüzünü bizden çeviren ölüm...

    Sen ey, oyununu en güzel oynayan!
    Hangi kıvılcımla fışkırttın ruhundan
    Birgün söndürdüğümüz kutsal ateşi?
    Sen ey! ölümden çok hayatın kardeşi
    Dirilttin nasıl bir mucizeyle tekrar
    Her şeyi, dostluktan düşmanlığa kadar
    Ve geri getirdin o sürgünlerini?
    Nerde buldun tekrar eski günlerini
    Zamanlar içinde yitmiş kardeşlerin
    Ve en güzelini sönmüş, ateşlerin,
    Kalbimin o kadar sevdiği o gülü,
    Ölüm ötesinin mutlu tahayyülü
    Evrensel cümbüşü, yaşama şevkini,
    Bizden gidenlerin birgün en yakını
    Ümidi ve şafak kanatlı neşeyi,
    O aşkı, o tadı, o gülümsemeyi?..
    Ey boş gecelerin dadı ayışığı!
    Salla, salla hüzün uyuyan beşiği
    Söğütlerin nazlı dalları içinden
    Bir sabahı özleyen şu taze kadın
    Yatsın başyastığına anılarının;
    Bir makina sesiyle işleyen kalbi
    Alıp gezdirirsin onu bir gemi gibi
    Düşlerinin durgun, mavi denizinde.
    Beni de hep kendi kendimin izinde
    Fenerinle yolumu aydınlatarak
    Barış çeşmesini aramaya bırak,
    Budur yaşadığın sürece görevin;
    Gecelerin birinde, solgun alevin
    Güne yenilmeğe başladığı zaman
    Üstüne başımın düştüğü kitaptan
    Eser Mevlananın üflediği rüzgâr...
    İşte, gam türküsü söyleyen kamışlar
    Rüzgârından gördüğüm ova boyunca.
    Bu bir düştür belki, insan uyanınca,
    Gözlerinde kalır serabı bir ömür,
    Her şey bu ışıltı ardından görünür
    O insana; sevmek, yaşamak ve ölüm.
    Seni uykuya çekip götüren elim
    Kadınım, ayışığı içinden şu anda
    Aldanış diye ne varsa bir insanda
    O daldan tutuyor... Böyledir bu. Kader.
    Kavuşur sabaha en uzun geceler
    Ve serin durur her avunuş testisi.
    Rüzgârlar başladı. Sonsuzluk gemisi
    Önünde köpürüp şahlanmada engin;
    Yolcusu olduğu nihayetsizliğin
    Bir ucu Allahta ve sende bir ucu
    Başlıyor serüvenlerin en korkuncu:
    Gökyüzüne doğru yürüyen yeryüzü,
    Barıştıran sınır geceyle gündüzü;
    Ey sonsuza doğru ilkuçtan gelen Dağ!
    Göğü perde perde delip yükselen Dağ!

    Ahmet Muhip Dranas

         

    Alıntı  
     

  9. #19  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Adamlar

    Sönmüş saçlarında son damla ışık,
    Bir düşün içinde gibi her akşam
    -Ve yüzleri duman kadar dağınık
    Geçer bu sokaktan binlerce adam.
    Umut gözlerinde ölü bir bakış,
    Çığlık bir bükülüş dudaklarında;
    Bulamadıkları nedir ki, yaz kış
    Dolaşırlar şehrin sokaklarında?
    Sanki yalvaran bir duadır onlar,
    Belki tanrılara açık vesvese,
    Bir nehir. Bu nehir her akşam akar
    Derinden ruhları çağıran sese.

    Ahmet Muhip Dranas

         

    Alıntı  
     

  10. #20  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Testi

    Dolu bir testi idim ben,
    Baş aşağı ettiniz beni;
    Eh, boşalıverdim derken...
    İyi mi ettiniz yani?

    Sevgiler vardı içimde
    Ezgiler vardı, iyilikler...
    Boşaltıverdiniz, hem de
    Düşürüp kırmaktan beter.

    Hoş, yine bir testiyim ben,
    Yine varım ama bomboş...

    Ahmet Muhip Dranas

         

    Alıntı  
     

Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 09-06-2013, 02:48 AM
  2. Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 05-10-2012, 11:43 PM
Bu Konudaki Etiketler

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Yetkileriniz
  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •