Günün Sözü
Sayfa 2/20 İlkİlk 1234 12 ... SonSon
199 sonuçtan 11 ile 20 arası

Konu: ✎ NECİP FAZIL KISAKÜREK Şiirleri

  1. #11 Necip Fazıl Kısakürek - 1000 Yıl Sonra Tarih 
    Bin sene evvel, iğne uciyle delindi zar;
    Resûlden haber geldi, mezarsız öldü Sezar!..

    Necip Fazıl Kısakürek




         

         

    Alıntı  
     

  2. #12 Necip Fazıl Kısakürek - 40 DERECE Şiiri 
    40 Derece

    Dizilirler ayakta,
    Anne, baba ve kardeş.
    Hayal, uzak, uzakta,
    Eder fillerle güreş.




    Başından kayar yastık,
    Nura döner karanlık;
    Sırlar çözülür artık,
    Kırka çıkınca ateş...

    Necip Fazıl Kısakürek şiirleri

         

    Alıntı  
     

  3. #13 Necip Fazıl Kısakürek - Çile 
    Perhaps, Perhaps ,Perhaps DamLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    28.133


    Çile

    Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam,
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
    Gök devrildi, künde üstüne künde...

    Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
    Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

    Ateşten zehrini tattım bu okun.
    Bir anda kül etti can elmasımı.
    Sanki burnum, değdi burnuna (yok) un,
    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.

    Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
    Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
    Al sana hakikat, al sana rüya!
    İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

    Ensemin örsünde bir demir balyoz,
    Kapandım yatağa son çare diye.
    Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
    Yepyeni bir dünya etti hediye.

    Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor;
    Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
    Bütün bir kâinat muşamba dekor,
    Bütün bir insanlık yalana teslim.

    Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
    Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
    Otursun yerine bende her şekil;
    Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..

    Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
    Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.
    Deliler köyünden bir menzil aşkın,
    Her fikir içimde bir çift kelepçe.

    Niçin küçülüyor eşya uzakta?
    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
    Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
    Sonum varmış, onu öğrensem asıl?

    Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
    Selâm, selâm sana haşmetli azap;
    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.
    Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
    Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
    Annemin duası, düş de perde ol!
    Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!
    Uyku, kaatillerin bile çeşmesi;
    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
    Teselli pınarı, sabır memesi;
    Size şerbet, bana kum dolu çanak.

    Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
    Sırrını ararken patlayan gülle?
    Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
    Karınca sarayı, kupkuru kelle...

    Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,
    Mevsimden mevsime girdim böylece.
    Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
    Fikir çilesinden büyük işkence.

    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..

    Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
    Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
    Yetişir çektiğim mesafelerden!

    Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
    Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.
    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
    Tutuyor önümde bir mavi ışık.

    Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
    Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
    Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
    Bir zehirli kıymık gibi, beynimde.

    Lûgat, bir isim ver bana halimden;
    Herkesin bildiği dilden bir isim!
    Eski esvaplarım, tutun elimden;
    Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?

    Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
    Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
    Belâ mimarının seçtiği arsa;
    Hayattan muhacir, eşyadan öksüz?

    Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
    Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,
    Dev sancılarımın budur kaynağı!

    Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
    Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
    İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..

    Gece bir hendeğe düşercesine,
    Birden kucağına düştüm gerçeğin.
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.

    Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
    Atlas sedirinde mâverâ dede.
    Yandı sırça saray, ilâhî yapı,
    Binbir âvizeyle uçsuz maddede.

    Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
    Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
    İçiçe mimarî, içiçe benlik;
    Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!

    Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
    Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
    Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
    Suda ezel fikri, ebed duygusu.

    Kaçır beni âhenk, al beni birlik;
    Artık barınamam gölge varlıkta.
    Ver cüceye, onun olsun şairlik,
    Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.

    Öteler öteler, gayemin malı;
    Mesafe ekinim, zaman madenim.
    Gökte saman yolu benim olmalı;
    Dipsizlik gölünde, inciler benim.

    Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
    Sen, bütün dalların birleştiği kök;
    Biricik meselem, Sonsuza varmak...

    Necip Fazıl Kısakürek

         

    Alıntı  
     

  4. #14 Necip Fazıl Kısakürek - SABIR 
    Admin AdoNiS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2012
    Mesajlar
    6.749

    Sabrın sonu selâmet,
    Sabır hayra alâmet.
    Belâ sana kahretsin;
    Sen belâya selâm et!

    Felâh mı, onda felâh,
    Silâh mı, onda silâh.
    Sen de kim oluyorsun?
    Asıl sabreden Allah.

    Sabır, incecik sırat;
    Murat içinde murat.
    Sabır Hakka tevekkül.
    Sabır hakka itimat.

    Sabırla pişer koruk,
    Yerle bir olur doruk.
    Sabır, sabır ve sabır,
    İşte Kur'anda buyruk!

    Bir sır ki âşikâre,
    Avcı yenik şikâre.
    Yalnız, yalnız sabırda
    Çaresizliğe çare...

    Necip Fazıl Kısakürek


         

    Alıntı  
     

  5. #15 Necip Fazıl Kısakürek - SAAT (1982) Necip Fazıl Kısakürek 
    Admin AdoNiS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2012
    Mesajlar
    6.749

    SAAT Şiiri (1982) Necip Fazıl Kısakürek




    Bakma saatine ikide birde!
    Halin neyse saat onun saati.
    Saat tutamaz ki, ölü kabirde;
    Zamana eşyada gör itaati!
    Bir kıvrım, bir helezon,
    Her noktası baş ve son...

    Dün hâtıra, yarın hayal, bugün ne?
    İki renk arası bir çizgicik pay.
    Ne devlet zamanı bütünleyene!
    Ebed bestecisi bir çark ve bir yay.
    Hesap soran yaratık;
    O dimdik her şey yatık.

    Zaman bir işvebaz, kaçak hayalet;
    Eskiyenin kement atar boynuna.
    Ne pişmanlık tanır, ne af, ne mühlet;
    Ancak fatihinin girer koynuna.
    Niyeti gizli fettan
    Köle biçimli sultan...

    1982

    Necip Fazıl Kısakürek

         

    Alıntı  
     

  6. #16 Necip Fazıl Kısakürek - Ruh (1931) Necip Fazıl Kısakürek 
    Admin AdoNiS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2012
    Mesajlar
    6.749

    Ruh Şiiri (1931) Necip Fazıl Kısakürek



    Ya bin yıl, ya bin asır sonra o gün gelecek.
    Koklarken küllerimi mezarımda bir böcek
    O kadar yanacak ki, bir yüksüklük toprağım,
    Yerden bir damar gibi kopup fışkıracağım!
    Ve birden bakacağım, her tarafım bitişmiş,
    Başım, toprak altında bir mâden gibi pişmiş.
    Nefesten daha ince bir ipek kumaş derim;
    Fosfordan daha parlak, ince uzun ellerim.
    Dalacağım kendimin hayran seyrine,
    Diyeceğim: Bu dönen şeyler eski yerine,
    Benim diye baktığım şeyler miydi bir zaman?
    Külümün rüyası mı yoksa gördüğüm?.. Aman!
    Başımda açılacak fânilerin seması
    Ve onların taprağa gerçek diye teması,
    Bir tatlı vehim gibi içimi bayıltacak;
    Toprağın, koşacağım, üzerine yalnayak;
    Şehrin, dolaşacağım kuş gibi etrafında;
    Bir beyaz hayaletim upuzun çarşafında,
    Gezeceğim, doğduğum evin odalarını,
    Geceleyin, koskoca şehrin lâmbalarını,
    Bir keksin üfleyişim söndürmeye yetecek;
    Korku, şehrin çelikten sesini tüketecek.
    Herşey susacak o ân, çalınacak kapılar;
    Kiremitleri yaprak yaprak alan bir rüzgâr,
    Ağzamdan haykıracak, uzun, gizli, çapraşık...
    Erişilmez fikir ki, düğüm düğüm dolaşık...
    Sarıldıkça boşanan yumak, çözülen demet;
    Başı görünmez hayâl, sonu gelmez nedamet...

    (1931)

    Necip Fazıl Kısakürek

         

    Alıntı  
     

  7. #17 NECİP FAZIL KISAKÜREK - Aynalar... 
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    17.929








    Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik...
    İste yakalandık, kelepçelendik!
    Çıktınız umulmaz anda karşıma,
    Başımın tokmağı indi başıma....

    Suratımda her suç bir ayrı imza,
    Benmişim kendime en büyük ceza!
    Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
    Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

    Nur topu günlerin kanına girdim.
    Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
    Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
    Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

    Günah, günah, hasad yerinde demet,
    Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
    Olur mu, dünyaya indirsem kepenk,
    Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

    Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
    Bakamam, aynada, aynada vicdan,
    Beni beklemeyin, o bir hevesti
    Gelemem, aynalar yolumu kesti.

    NECİP FAZIL KISAKÜREK

         

    Alıntı  
     

  8. #18 Necip Fazıl Kısakürek Bendedir Şiiri 
    Erkek adam bir iki günlük değil, asırlık sever.
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Yaş
    22
    Mesajlar
    63

    Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,
    Kime ne, asılmaz duvar bendedir,
    Süslenmiş gemiler geçse açıktan,
    Sanırım gittiği diyar bendedir.

    Yaram var, havanlar dövemez merhem;
    Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
    Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
    Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir.


    Necip Fazıl Kısakürek

         

    Alıntı  
     

  9. #19 Canım İstanbul (N.F.Kısakürek) 
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    4.403

    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar...
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
    İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

    İstanbul benim canım;
    Vatanım da vatanım...
    İstanbul,
    İstanbul...


    Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
    Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
    Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..
    Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...




    O manayı bul da bul!
    İlle İstanbul'da bul!
    İstanbul,
    İstanbul...


    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
    Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
    Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir ' Katibim'i...

    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.
    İstanbul,
    İstanbul...


    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
    Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
    Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...







    Gecesi sümbül kokan
    Türkçesi bülbül kokan,
    İstanbul,
    İstanbul...





    Necip Fazıl Kısakürek

         

    Alıntı  
     

  10. #20  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    17.929

    Zindandan Mehmed'e Mektup

    Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!
    Baba katiliyle baban bir safta!
    Bir de, geri adam, boynunda yafta...
    Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
    Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!

    Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
    Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
    Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
    Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.

    Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
    Bir âlem ki, gökler boru içinde!
    Akıl, olmazların zoru içinde.
    Üstüste sorular soru içinde:
    Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
    Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

    Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
    Kaydını düştüler, mühür basıldı.
    Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
    Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
    Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

    Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'!
    Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
    Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
    Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
    Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!

    Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
    Sayım var, maltada hizaya dizil!
    Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
    İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
    Urbalarla kemik, mintanlarla et.

    Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
    Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
    Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
    Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
    Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!

    Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
    Dakika düşelim, senelik paydan!
    Zindanda dakika farksızdır aydan.
    Karıştır çayını zaman erisin;
    Köpük köpük, duman duman erisin!

    Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
    Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
    Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
    Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
    Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

    Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
    Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
    Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
    Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
    Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

    Ses demir, su demir ve ekmek demir...
    İstersen demirde muhali kemir,
    Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
    Garip pencerecik, küçük, daracık;
    Dünyaya kapalı, Allaha açık.

    Dua, dua, eller karıncalanmış;
    Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
    Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
    Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
    İplik ki, incecik, örer boşluğu.

    Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
    Karanlığında nur, yeniden doğuş...
    Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
    Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
    Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

    Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
    Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
    Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
    Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
    Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

    (1961)

    Necip Fazıl Kısakürek

         

    Alıntı  
     

Sayfa 2/20 İlkİlk 123412 ... SonSon
Bu Konudaki Etiketler

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Yetkileriniz
  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •