Günün Sözü
Sayfa 3/5 İlkİlk 12345 SonSon
43 sonuçtan 21 ile 30 arası

Konu: Hasan Hüseyin Korkmazgil'in Bütün Şiirleri

  1. #21  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    5.018

    Haziranda Ölmek Zor

    Orhan Kemal'in güzel anısına

    işten çıktım
    sokaktayım
    elim yüzüm üstümbaşım gazete


    sokakta tank paleti
    sokakta düdük sesi
    sokakta tomson
    sokağa çıkmak yasak


    sokaktayım
    gece leylâk
    ve tomurcuk kokuyor
    yaralı bir şahin olmuş yüreğim
    uy anam anam
    haziranda ölmek zor!


    havada tüy
    havada kuş
    havada kuş soluğu kokusu
    hava leylâk
    ve tomurcuk kokuyor
    ne anlar acılardan/güzel haziran
    ne anlar güzel bahar!
    kopuk bir kol sokakta
    çırpınıp durur


    çalışmışım onbeş saat
    tükenmişim onbeş saat
    acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
    anama sövmüş patron
    ter döktüğüm gazetede
    sıkmışım dişlerimi
    ıslıkla söylemişim umutlarımı
    susarak söylemişim
    sıcak bir ev özlemişim
    sıcak bir yemek
    ve sıcacık bir yatakta
    unutturan öpücükler
    çıkmışım bir kavgadan
    vurmuşum sokaklara


    sokakta tank paleti
    sokakta düdük sesi
    sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
    dallarda insan iskeletleri


    asacaklar aydemiri
    asacaklar gürcanı
    belki başkalarını
    pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
    dökülüyor etlerim
    sarı yapraklar gibi


    asmak neyi kurtarır
    sarı sarı yaprakları kuru dallara?
    yolunmuş yaprakları
    kırılmış dallarıyla
    ne anlatır bir ağaç
    hani rüzgâr
    hani kuş
    hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

    asılmak sorun değil
    asılmamak da değil
    kimin kimi astığı
    kimin kimi neden niçin astığı
    budur işte asıl sorun!


    sevdim gelin morunu
    sevdim şiir morunu
    moru sevdim tomurcukta
    moru sevdim memede
    ve öptüğüm dudakta
    ama sevmedim, hayır
    iğrendim insanoğlunun
    yağlı ipte sallanan morluğundan!

    neden böyle acılıyım
    neden böyle ağrılı
    neden niçin bu sokaklar böyle boş
    niçin neden bu evler böyle dolu?
    sokaklarla solur evler
    sokaklarla atar nabzı
    kentlerin
    sokaksız kent
    kentsiz ülke
    kahkahanın yanıbaşı gözyaşı


    işten çıktım
    elim yüzüm üstümbaşım gazete
    karanlıkta akan bir su
    gibi vurdum kendimi caddelere
    hava leylâk
    ve tomurcuk kokusu
    havada köryoluna
    havada suçsuz günahsız
    gitme korkusu
    ah desem
    eriyecek demirleri bu korkuluğun
    oh desem
    tutuşacak soluğum

    asmak neyi kurtarır
    öldürmek neyi
    yaşatmaktır önemlisi
    güzel yaşatmak
    abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
    ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak


    ah yavrum
    ah güzelim
    canım benim / sevdiceğim
    bitanem
    kısa sürdü bu yolculuk
    neylersin ki sonu yok!
    gece leylâk
    ve tomurcuk kokuyor
    uy anam anam
    haziranda ölmek zor!

    nerdeyim ben
    nerdeyim ben
    nerdeyim?
    kimsiniz siz
    kimsiniz siz
    kimsiniz?
    ne söyler bu radyolar
    gazeteler ne yazar
    kim ölmüş uzaklarda
    göçen kim dünyamızdan?


    asmak neyi kurtarır
    öldürmek neyi?
    yolunmuş yaprakları
    ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
    söyler hangi güzelliği?

    kökü burda
    yüreğimde
    yaprakları uzaklarda bir çınar
    ıslık çala çala göçtü bir çınar
    göçtü memet diye diye
    şafak vakti bir çınar
    silkeledi kuşlarını
    güneşlerini:
    «oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
    memet!»

    gece leylâk
    ve tomurcuk kokuyor
    üstümbaşım elim yüzüm gazete
    vurmuşum sokaklara
    vurmuşum karanlığa
    uy anam anam
    haziranda ölmek zor!


    bu acılar
    bu ağrılar
    bu yürek
    neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
    bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
    bu geceler niçin böyle insansız
    bu insanlar niçin böyle yarınsız
    bu niçinler niçin böyle yanıtsız?

    kim bu korku
    kim bu umut
    ne adına
    kim için?


    «uyarına gelirse
    tepemde bir de çınar»
    demişti on yıl önce
    demek ki on yıl sonra
    demek ki sabah sabah
    demek ki «manda gönü»
    demek ki «şile bezi»
    demek ki «yeşil biber»
    bir de memetin yüzü
    bir de güzel istanbul
    bir de «saman sarısı»
    bir de özlem kırmızısı
    demek ki göçtü usta
    kaldı yürek sızısı
    geride kalanlara


    nerdeyim ben
    nerdeyim?
    kimsiniz siz
    kimsiniz?


    yıllar var ki ter içinde
    taşıdım ben bu yükü
    bıraktım acının alkışlarına
    3 haziran 63ü

    bir kırmızı gül dalı
    şimdi uzakta
    bir kırmızı gül dalı
    iğilmiş üzerine
    yatıyor oralarda
    bir eski gömütlükte
    yatıyor usta
    bir kırmızı gül dalı
    iğilmiş üzerine
    okşar yanan alnını
    bir kırmızı gül dalı
    nâzım ustanın


    gece leylâk
    ve tomurcuk kokuyor
    bir basın işçisiyim
    elim yüzüm üstümbaşım gazete
    geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
    şuramda bir çalıkuşu ötüyor
    uy anam anam
    haziranda ölmek zor!

    1977

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

         

         

    Alıntı  
     

  2. #22  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    5.018

    Işıklarla Oynamayın

    başımı döndürüp bakamıyorum
    nasıl kaldı gerilerde onca yıl

    karanlık bir gömüklüğü düşte geçmiş gibiyim
    tatmadığım bir içkiyi bir akşam
    afrikasal bir törende içmiş gibiyim
    birdenbire kan yağmurlu bir bulut
    birdenbire kan kokulu bir duman
    şaşkınlıktan gemileri yakmış gibiyim

    ışıklarla oynamayın/dedim ben size
    yararı yok karanlıkta sürek avının
    dedim ben size
    yanlış kalemlere kayar elleri yazıcıların
    tutanaklar yanlış yazar
    dedim ben size
    karanlığı az kullanın/kirliler kokar birgün
    birgün yanar bu ışıklar sırıtır suratlarınız
    kirlilere sığınmayın/dedim ben size
    yararı yok oynaşmanın törensel aklıklarda
    kaçın kaçabilirseniz uzak sulara
    ışıklarla oynamayın/dedim ben size

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

         

    Alıntı  
     

  3. #23  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    5.018

    Karagün Dostu

    biliyorum
    matarada su
    torbada ekmek
    ve kemerde kurşun değil şiir
    ama yine de
    matarasında su
    torbasında ekmek
    ve kemerinde kurşun kalmamışları
    ayakta tutabilir

    biliyorum
    şiirle şarkıyla olacak iş değil bu
    dalda narı
    tarlada ekini kızartmaz güvercin gurultusu
    ama yine de
    diler arasında bıçak gibi parlar kavgada
    şiirin doğrultusu

    göz güzü görmez olmuş
    tek bir ışık bile yok
    yürek bir yaralı şahindir
    döner boşlukta
    belki bir şiir
    belki bir şiir kırıntısı
    çalar kapımızı umutsuz karanlıkta
    yoklar yüreğimizi
    iğilir yaramıza
    dağıtır korkumuzu
    ve karşı tepelerden
    gürül gürül bir kalk borusu

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

         

    Alıntı  
     

  4. #24  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    5.018

    Karıma Altıncı Evlilik Yıldönümü Armağanı

    Silahımsın
    başım havalarda gezerim
    en yıkık günlerimde bile

    atımsın
    ölümü çiğnetmedin düşmanıma
    karanlıkta kurşun yağarken üstüme

    karımsın
    dölümü paylaşan tarlamsın benim
    kollarımda uyuttuğum geceler seni
    göğsüne sığındığım geceler senin
    öfkemi bir tabanca gibi denediğim geceler sende
    kulaç atmışçasına Kızılırmakta
    yorulup düştüğüm geceler senden
    ve ilk görüyormuşum gibi baktığımda gözlerine
    kızıltı sonbaharlar
    alabulut yazlar
    tiren tiren yolculuklar

    seni ben
    ekmek paramız olmadığı günlerde de gördüm, yiğittin
    seni ben
    korkunun kara tırnaklı titrek elleri
    bileklerime bir hayalet gibi sarıldığı günlerde de gördüm, yiğittin
    seni ben
    zorlayıp o peygamber köşkünün kapılarını
    hücreme temiz çamaşır ve sigara ve selam
    yolladığın günlerde de gördüm, yiğittin
    bir çift ateş karanfil
    bir dost kitap
    ve bir bardak su gibi beklediğin günler de oldu
    hasta yatağımın baş ucunda yiğittin
    soframızda kuş sütü balık yumurtası yoksa da
    işçi ellerinin tadı
    aydın gözlerinin balı var

    ne zaman kekik koksa
    gül koksa çamaşırlarım
    elma erik ceviz zeytin portakal
    anam koksa çamaşırlarım
    ucuz çamaşırlarım
    ucuz sabunlarda ellerini anımsarım

    ellerin
    canım karım ellerin
    yaban güllerine mısralara pırnallara değen ellerin
    ellerin
    canım karım ellerin
    iki taştan bir un eden ellerin
    ve göller bölgesinin gül bahçelerinden
    gül toplar gibi haziranda şafakta
    çetin kitaplardan bal toplayan ellerin

    canına okumuşlar ekmeğimizin
    zincire yatırmışlar delikanlı günlerimizi
    kan etmişler ellerimizi
    kan etmişler düşlerimizi
    canım gülüm
    kan
    gayrı bize ölüm yok

    kavgayı
    şiiri
    ve seni çok seviyorum

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

         

    Alıntı  
     

  5. #25  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    5.018

    Kelepçemin Karasında Bir Ak Güvercin

    Himalayaların tepesine tırmanmak güç
    ama mümkün
    Okyanusu aşmak da güç
    ama mümkün
    Aya ulaşmak da öyle

    Ama mümkün değil işte
    Bülbülün eti için öldürüldüğü bir ülkede
    sanatı zincire vuranlara
    meram anlatmak

    Öt kuşum
    Öt kuşum
    Öt güzel kuşum
    Eller ne derse desin
    ben sana vurulmuşum.


    Hasan Hüseyin Korkmazgil

         

    Alıntı  
     

  6. #26  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    5.018

    Kocabebek

    bu demir divriği dağlarından
    ben söktüm ulan ben söktüm
    bu namlu divriği demirinden
    ben döktüm ulan ben döktüm
    bu ak bileklerde bu kara kelepçe
    ben dövdüm ulan ben dövdüm
    ben dövdüm ateşlerde bu kelepçeyi
    bu biçimi bu demire ben verdim

    şimdi kaysı çiçekleri tozutur geçer
    şimdi şarap düşer kızgın bağlara
    şimdi sevdiğimi alır giderler
    güz oturur gözlerime dağlar uy

    varalım diyelim ki heeeey diyelim
    nakışçana duralım korolarla diyelim
    heeeeey diyelim heeeeey
    yıkılır bu düzmeceler yıkılır
    köprüler kurulur aydınlıklara
    gelir birgün kaşla göz arasında
    en gizli tomurcukların ucunda gelir
    ekmeksiz evin yalnızlığında
    kınasız parmakların bakışlarında
    uykusuz gecelerin ardında gelir
    halaylarla çıkalım korolarla duralım
    heeeeey diyelim heeeeey
    bu namlu divriği dağlarından
    bu candarma benim kapıbir komşum
    bu türkü benim türküm çoğalır kanayarak
    kelepçemin karasında bir ak güvercin
    ustam kessin ellerimi benim çocuk ellerimi
    dağlar uy
    uy dağlar


    Hasan Hüseyin Korkmazgil

         

    Alıntı  
     

  7. #27  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    5.018

    Koçero - Vatan Şiiri

    Keklik serer palazını tenha kayalıklara
    uçurur korkusunu
    kara diken savurur tohumunu
    kurtulur korkusundan
    orda bir dağ
    orda bir taş
    bir pınar
    dağ ardında
    taş ardında
    pınarlı bir kara mavzer
    bıyıkları kartallıda
    başı yağlıklı
    durur dimdik
    bakar dimdik
    bakar barışlı
    bir güvercin pır pır eder ucunda namlusunun
    "tutam yar elinden tutam
    çıkam dağlara dağlara!"
    koçero hep
    durur orda
    dağlarda

    ben türkçe anlatamam
    o kürtçe anlatamaz
    farsça çıkmaz doruklara
    koçero hep
    durur orda
    dağlarda

    ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
    şimdi siz
    içebilir misiniz kendi sıcak kanınızı altun taslarda
    geçirebilir misiniz şu yağlı ipi
    kendi güzel ellerinizle
    o güzel boynunuza
    ve şakıyormuşçasına kafeste kanaryanız
    bakıp bakıp zindanlı akşamlara
    yudumlayabilir misiniz soğutulmuş içkinizi?


    dolaşıyor akşam yelinin büyücü parmakları
    çankayanın gençirisi kavaklarının gümüşlü yapraklarında
    önce yaprak
    sonra dal
    sonra dallar ipil ipil
    küme küme kavakları çankaya sırtlarının
    çalar gibi bir gizli piyanoda
    sonsuzluğun şarkısını
    ve saksıda soluk alan belkide bir camgüzeli
    bir fesleğen
    bir kaktüs
    tutuşurken ormanlar oylum oylum
    savrulurken kül ve kerpiç
    rüzgarda!
    ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
    almış kanlı gömleğini nere gider bu türkü
    sarınmış kıl şalvara
    nerden gelir bu ağıt?

    yığdım kitapları dağ dağ
    çağırdım nemrutu karanlığıma
    bir kucak yeşil yoncayla geldi nemrut
    öptü ıslak gözlerini aç öküzümün


    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
    imdatlara saldırmayın
    basmayın düğmelere
    yürekleri hoplatmayın
    güzel beyler
    hanımlar
    zor ve çetin bir ağıttır koçero
    bir gelin ağlar onu
    ben ağlıyamam
    bıyıkları çengel çengel
    bir kardaş ağlar
    acılı bir bacı ağlar
    bağrıyanık bir ana
    ben ağlıyamam!
    ince bir ay batar gider karadağın ardında
    dolanır kerpiç damı ince bir rüzgar
    irkiltir bir gece kuşu
    osmanlı karakollarının duvarlarını
    bir elinde kanlı mendil
    bir elinde kara mavzer
    kimse bilmez nerde nasıl
    taptaze bir
    sımsıcak bir
    gencecik bir ölüdür o
    bir selamdır sımsıcak
    varamamış dostuna
    varamamış koçero
    "leb-i derya" şu saltanat
    şu konaklar şu saraylar şu köşkler
    bu bereket bu bolluk
    bu çılgınca hovardalık
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin!
    kırkbin köyden birer kişi
    göcüyor kırkbin kişi
    kırkbin köyden onar kişi
    göçüyor yarım milyon
    ya ellişer yüzer kişi?
    göçüyor milyon milyon
    vatanda vatan
    güzel beyler
    hanımlar
    kusuyor bütün köyler insanlarını
    kusuyor kasabalar
    baştanbaşa bütün ülke
    kusuyor insanını!
    bu eziklik
    bu hırçınlık
    güzel beyler
    hanımlar
    bu sınırsız tedirginlik
    acaba nerede biter?
    nasıl başlar acaba
    şenlikli günleri bu toprakların?


    bulacak bir gün elbet
    yatağını bu nehir
    durulup dinginleşecek
    birgün elbet bu nehir
    ve çocuklar oynaşacak mutlu çocuklar
    anacan sularında bu mutlu nehrin!

    koçero bir dağ çekirgesinin gecede irkilmesidir
    bir belirsiz karanlıktan
    bir belirsiz karanlığa
    irkilip uçmasıdır
    bir dağ çekirgesinin
    bir kurdun kaçmasıdır kendi karaltısından
    yamaçtan bir taşın yuvarlanması
    bir pınarın durup durup akması
    bir çift gözün karanlığa bakması
    şimşeklerin uzak uzak çakmasıdır dağlarda
    bir mavzerin yanlışlıkla patlamasıdır
    bir geyiktir koçero
    sekerken taştan taşa kırılmış bilekleri
    tırnakları kekik nane ve menekşe kokulu
    tırnakları rüzgarlı
    suçsuz bir geyik
    avcılar yakalarsa mezedir eti
    köpekler kovalarsa diş kırasıdır
    bir okul piyesidir koçero
    açış konuşmalıdır ve halaylı türkülüdür
    müsamere derler adına oralarda
    kaymakamlı savcılı ve çavuşludur
    biletlidir ve yoksullar yararınadır
    festivaldir sosyetede
    modada son buluşlar
    en taze ilişkiler
    gürültülü boşanmalar
    gürültülü birleşmeler
    hele bir de balesi ve operası
    "ey vatan" aryası bir de
    saygıdeğer prensesin saygıdeğer oynaşının
    ardından telli sazlar
    ardından yaylı sazlar
    ardından vurmalılar
    çekmeliler ve üfürmeliler
    ardından "kuğu gölü" ardından "fındık kıran"
    hemencecik candarmalar
    ve ardından "haydutlar"ı sillerin
    köroğlunun narası:
    "yine de hey hey!"
    ve ardından
    çocukları gülmekten kırıp geçiren
    çağdaş banka reklamları!
    candarmalar geçirince kelepçeyi zinciri
    bileklerine karıncanın
    poz verince bir fukara karınca
    en komprador basın aynalarına
    aşka gelir kompütürler
    aşka gelir telefonlar telsizler
    ve doyum noktasına
    sosyete nunni!
    o zaman işte çelenk
    o zaman işte tören
    alkış
    bando
    ve rap rap
    donanır bayraklarla bankalar sigortalar
    ve uygunsuz işyerleri bilcümle
    ve kadehler
    kadehler ki ses verir yıldızlardan!

    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin!
    koçero bir oyundur
    yazılır
    yazılır
    bitmez
    koçero bir oyundur
    oynanır
    oynanır
    bitmez
    vurur onu candarma
    vurur onu candarma
    durmadan vurur
    ama o bitmez
    o hep durur öyle orda
    bıyıkları kartallıda
    göğsü çapraz fişeklikli
    gözleri beş yaşında
    kolları nuh nebiden
    bir elinde kanlı mendil
    bir elinde kara mavzer
    pır pır eder bir güvercin
    ucunda namlusunun
    o hep öyle durur orda
    taş ardında
    rüzgarda!

    muhtara sorarsanız
    bizim serseri veli
    marabaya sorarsanız
    işini bilmemiş deli
    köylüye sorarsanız
    ekmeksiz garibin teki
    çocuklara sorarsanız
    yüce dağlar aslanı aslan koçero
    kimsesize sorarsanız
    hükümet bilir onu
    candarmaya sorarsanız
    devletin dağlarda silah çatması
    vurguncuya sorarsanız
    yolkesici yağmacı
    soyguncuya sorarsanız
    devletin acizliği
    sağcıya sorarsanız
    siktiret pezevengi
    solcuya sorarsanız
    "ferman padişahın dağlar bizimdir"
    istanbullu inanır ki
    boğazda kaşalottur
    ankaralı sanır ki
    temele dinamittir
    izmirlinin düşlerinde
    şaşkın köpek balığı
    antalyalı her gece
    gergedan görür düşünde
    erzurumda kol başıdır
    erzincanda deli daylak
    pir sultan yoldaşıdır sivasta
    bir "kılıcı kanlı" vanda
    mardinde bir
    gözükanlı kaçakçı
    ah koçero
    vah koçero
    koçero eyvah!

    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin!
    patron gazetelerinde yüksek tirajdır koçero
    hükümet programlarında bir "nakl-i yekun"
    kapitalist dış basında nobellik bir roman
    politik sürtüşmelerde bir yılan hikayesi
    diplomata sorarsanız
    turistik bir serüven
    kaymakama sorarsanız
    "ahval-i adiye"den
    sosyeteye sorarsanız
    eğlenceli bir briç
    sorarsanız bezirgan filimciye
    gişelik bir senaryo
    sorarsanız bürokrata
    atatürkün gardrobuna
    tükürmüş biri
    hümaniste sorarsanız
    fransızca bilmeyen
    montenyiden anlamıyan
    mitologya tragedya
    hümanizma helenizma
    hiçbirinden çakmayan
    bir yörüktür koçero!
    ne anlar rönesanstan
    ne anlar restorasyondan?
    bir bazlama
    bir uçkur
    üç telli bir zımbırtıdır koçero!
    sanki sırası mıydı dağlara tırmanmanın
    demokratik tragedyayı uçuklatmanın
    sanki sırası mıydı!

    müfrezeler yürümüş dağ dağ
    ve dere dere
    kesmiş geçitleri korkunun silahları
    bir tükenmez sermayedir koçero
    haksız yönetimlere!
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
    koşturmayın şifreleri
    telefonları
    basar gibi tuz yarama
    basmayın düğmelere
    yürekleri hoplatmayın
    güzel beyler
    hanımlar
    paralar girsin diyedir kalantör kasalara
    toprak sömürülsün diyedir orta çağlarda
    ışıksız kalsın diyedir bir koca ülke
    karanlıkta boğazlaşsın diyedir güzel yüzlü insanlar
    fabrikalar işçi yesin para kussun diyedir
    kıyılar yağmalansın ormanlar çiftlikleşsin
    bankalar yağ bağlasın tekeller et bağlasın
    holdingler palazlansın ortaklıklar göbeklensin
    bu rüzgar böyle essin
    bu değirmen böyle dönsün
    bu çuvallar böyle dolsun diyedir
    koçeronun dağlarda medetsiz yalnızlığı!
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    yeni değil bu hikaye
    bu oyun eski oyun!
    ah koçero
    vah koçero
    koçero eyvah!

    bir akşam birdenbire bir can çıkar dağlara
    bin kardaş bin acı bin ana
    bin kerpiç bin harman bin açlık
    bin yenge bin emmi bin dayı
    bin zulüm bin acı ve bin karanlık
    bir akşam birdenbire çıkar dağlara
    bıyıkları terlememiş bin çocuk
    bin aşık bin deli bin meczup
    bin ekmeksiz bin işsiz bin suçsuz
    kıl şalvar kurtlu çarık
    naldöken mazıkıran dervişçatlatan
    itburnu koyakgülü ahlatçalısı
    bir akşam birdenbire çıkar dağlara
    çökelekler yoğurtlar arpa bazlamaları
    yalnayaklar gömleksizler dayanaksızlar
    munzurlar çilolar palandökenler
    dersimler tunceliler bingöller
    tuncelide mercanlar ağrı bereketleri
    tahtalılar toroslar ve binboğalar
    bir akşam birdenbire çıkar dağlara

    turistik bir gösteridir dağlara çıkmak
    örneğin ağrılara
    alplere sübhanlara antlara
    himalaya dağlarına derin asyanın
    klimancaronun tropik karlarına
    turistik bir gösteridir dağlara çıkmak!
    gelgör ki böyle yazmıyor bizim burda kitaplar
    turistik diye göstermiyor dağları
    turist diye vermiyor dağlara çıkanları
    bir sürekli çıplaklıktır koçero
    bir sürekli açlıktır
    bir sürekli haksızlıktır koçero
    bir sürekli itilmişlik
    koçero bir vazgeçiştir
    koçero bir ilgisizlik
    bin yıllık yoldan gelir
    üstübaşı kan içinde
    yorgun bir dilekçedir
    bir arzuhal koçero
    bir tanrı selamıdır
    alınıp verilmemiş
    görülmemiş bir hacettir koçero
    çiğnenilip geçilmiş
    ve sorulmamış
    upuzun bir eyvahtır
    upuzun bir pişmanlık
    bir ünlemdir koçero
    sığmaz okul kitaplarına
    erzurum yaylasından
    erzincan çukuruna
    ve tecer dağlarından
    harran cenderesine
    bir uzun masaldır ki koçero
    dağların dağlara yaslandığı yerde anlatılır
    geçitlerin geçitlere küstüğü oyaklarda
    benek benek anlatılır
    nakış nakış anlatılır
    bıçak bıçak
    kurşun kurşun
    ve türkü türkü!
    göğsü çapraz fişeklikli
    bıyıkları kan içinde bir kara mavzerdir koçero
    yatar türkülerde upuzun
    ağıtlarda fidan fidan
    koçero
    bildirir hal-u ahvalini dört mevsim tanrısına
    bildirir divanına
    şaşırtılmaz adaletin:
    "arkam sensin
    kalam sensin
    dağlar hey!"
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin!
    koçero bir vatandır
    yaşanılır boydan boya
    koçero bir vatansızlık
    bir dağlaşmış yalnızlıktır koçero
    mavzerleşmiş bir haksızlık
    yanıtsız bir dilekçe!
    ben türkçe anlatamam
    o kürtçe anlatamaz
    farsça çıkmaz doruklara!
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    kan bulaşır ellerime
    ben anlatamam!

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

         

    Alıntı  
     

  8. #28  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    5.018

    Kötü Nokta

    seni öpüyorum
    ilk kayısıyı koparır gibi dalından sabah serinliğinde
    ürperiyorum
    sonra yeniden öpüyorum
    yeniden ürperiyorum
    ve bakıyorum
    çoktan gelip geçmiş kayısı mevsimi
    uzaklarda yaprak döküyor uzandığım dal

    resmini yapsam diyorum o ürpertinin
    şarkılara döksem diyorum o ürpertiyi
    kış geçsin, çiçeklensin, yeniden kayısıya dursun ağacım
    ak gemilerle dönsün uzaklardan beklediklerim
    sarılara koştukça elim çıldırıyorum
    fırtınalar getiriyor belalı yaşım

    siz yoksunuz artık ey kaçmalarımın sıradağları
    son yavrusunu çoktan doğurdu ardına düştüğüm geyik
    gittigider kulaçlarım hırçın sularında nehirlerin
    kaldım kitaplar mezarlığında

    siz yoksunuz artık ey göçmen bakışlı sabahlarım
    silahlarım can çekişiyor akşam alacasında
    bu uzun yağmurlarda ayvalar şimdi
    büyütüyor geçen yazdan sülün bir aşkı

    korkuyorum sessiz ayrılıklardan
    korkuyorum bu sarı yağmurlardan
    kucaklarında kış meyvalarıyla bu kadınlar
    korkutuyor beni, bu bir ayrılık
    dallarda unutulmuş vişnelerin mor yalnızlığı

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

         

    Alıntı  
     

  9. #29  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    5.018

    Masal Kokusu

    Ben bu kapıları bir bir açarım açmasına ama kırarım
    Şehzadelerle gitti ölü devin altın anahtarları
    Masallara dönük yüzlerinizde o hiç eksilmeyen kaygu
    O donuk maviliği masal cennetlerinin
    Bırakın işte gözleriniz alın işte yumruklarınız
    ama siz aptalsınız aptalsınız
    Birgün masallaşırsam görün işte cüceliğimi
    Aktıkca büyüyen sulardı benim şarkılarda aradıklarım
    Ben bu kapıları bir bir kırarım kırmasına ama siz korkaksınız
    Daha çocuk bile değilsiniz siz
    Devler çizersiniz altın sarayların kapılarına
    sonra durup ağlarsınız ağlarsınız
    Bu kan sizin kanınız , evet ama ya siz kimsiniz
    Neden böyle yorgunsunuz neden böyle aldatılmış
    Alıcıkuşlar döner ürpertili etlerınize
    Mumyaların gölgesinde piramitler dikersiniz
    Atı otu iti eti bırakıp gerçek saraylarda
    sürülerle kaçarsınız kaçarsınız
    Aktıkça büyüyen sulardı benim şarkılarda aradıklarım

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

         

    Alıntı  
     

  10. #30  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    5.018

    Nurhak

    Dört bir yana haber salsam,
    Öldü desem inanır mı?
    Dağlar bana geri verin
    Kadirimi, Sinanımı...

    Jandarma kurşunu çaldı,
    Canımı tenimden aldı
    Nurhaka abide kaldı
    Dağlar aldı selamımı...

    Nurhak sana güneş doğmaz,
    Uçan kuşlar yuva kurmaz
    Dökülen kan, yerde kalmaz
    Soracağız hesabını...

    Böyle kalır sanma devran,
    Yola devam eder kervan
    Öldü Sinan, doğdu Sinan
    Omuzladı silahını...

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

         

    Alıntı  
     

Sayfa 3/5 İlkİlk 12345 SonSon
Bu Konudaki Etiketler

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Yetkileriniz
  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •