Günün Sözü
Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
29 sonuçtan 11 ile 20 arası

Konu: Hüsrev Hatemi'nin Tüm Şiirleri Hüsrev Hatemi Şiirleri

  1. #11  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Bedahşan İli ve Yüreğim

    Sen çık ve salın, gün akşamlıdır
    Tükeniyor, yok oldu bile sevgi
    Yazılsın tarihi ve sezilsin
    Sonlanışı aşkın, artık o yok ki...
    Öyleyse gülüm, neye yarar bilim;
    Ezelden ölümün ettiği zulüm,
    Granit kayalara kazılsın.
    Umardık yüreğimizin yazıtları,
    Yâni o kayalar, bir de kanımız,
    Bir gün lâl olur Bedahşan’da.

    Ah kuzu, bıçak hep senin boynuna
    Kirlenmiş çöllerde şimdi Leylâ...
    Teneke kutu ve çöpler yanında,
    Yüreğimiz lâl olmaz asla.

    Yeridir, bu yürek şimdi ezilsin,
    Yazılsın tarihi ve sezilsin...
    Bir zaman vardı, şimdi yok sevgi
    Sen çık ve salın, şunu da bil ki,
    Küskün gider gidenler yer altına
    Nice gevher bedenler çürüdüler
    Gevher canlar imiş, parlıyor hâlâ
    Tek sahipli ve çok yüzlü bir tebessüm
    Özlem ve buluşmalar hep onunla.

    Ben kınanma hırkasını kendim giydim eğnime

    Sağtöre kadehini taşa çaldım kime ne
    Bu kimi ilgilendirir Beyefendi?
    Çünkü nice beden, gevher misâli
    Arzın sandukasına kondu.

    Ah çık ve salın ki gün akşamlıdır
    Dilim ise lâl olacak yakındır
    Ama yüreğimin kanı ve kayalar,
    Lâl olmayacak Bedahşan’da...
    Of kuzu, bıçak hep senin boynuna
    Sen çık ve salın, gün akşamlıdır.

    - Hüsrev Hatemi

         

         

    Alıntı  
     

  2. #12  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Ave Praha

    Can akımı küçük bir kediden geçer,
    Üç günlükken ölür kedi, daha nice...
    Daha nice iletkenden,
    Geçmeyi sürdürür akım; Bu gece
    Bilmem nedendir sustu şarkım.
    Batan günün kızıllığı yayılırken,
    Şarkı başlamıştı ve sesler...
    Sesler Vaslav bulvarından,
    Bir erganun âhengiyle doğup,
    Külâhlı kulelerine şehrin
    Topkapı Sarayı’ndaki kardeşlerinin
    Selâmlarini henüz sunmuştu ki;
    Bilmem nedendir, sustu şarkim.
    Bunca Bohemya kralinin,
    Anilarini yaşatan Prag, sen
    Degişen düzenlerle sarsilmadin...
    Hatirlatma bana bizdeki
    Sulugöz ve içten olmayan özlemi...
    Bir Ortaçag katedralimiz sayilan
    Bergama Ulucâmii’ne uğramadan
    Sâdece antik kenti gezdikten sonra,
    Cehennemî otobüslere dolarak,
    Cehennem olan kıroları ve Tünel’de,
    Galip Dede’ye baş çevirip bakmadan
    Sent Antuan’a seğirten zontaları...

    Bizim işimiz çok zor biz ki,
    Nazım Hikmet’in ve Yahya Kemal’in
    Âkif’in ve Hacı Bektaş’ın
    Hâşim’in ve Pir Sultan’ın
    Yüreklerini anlarız.
    İslav kederinden ve Tanburi Cemil’den
    Ayrı zevkler devşiren dervişleriz ki,
    Yâremiz merhem kabul etmez

    Kokteyllerden sormak ile,
    Köftelere saplanan kürdan mızrak ile
    Belli olmaz ahvalimiz...
    Fakat sayılırız parmak ile,
    Kırmak ile de tükeniriz...
    Tükendik bile,
    Hüvelbaki...
    Hemşerilerinin vefâsı sana,
    Mübarek olsun ey Prag
    Biz bedbaht ettik Dersadet’i;
    Sağol, beni karşıladın,
    Şimdi de bulvar ve köprülerinde,
    Heryere taşıdığım dertlerimle,
    Beni başbaşa bırak.

    Hüsrev Hatemi

         

    Alıntı  
     

  3. #13  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Anabasis

    Yürekler yenilmiş ve suskun, dönüşteler
    Bu bezgin yolculukta başlar eğik
    Orak mı tırpan mı elinde bir yaşlı adam,
    Bir yaşlı adam, en önde gider.

    Ufku kapatmış bir dağ, sarp ve yola dik.
    Sen küçücük yüreğinle bu mâcerayı
    Hep şaşıyorum ki nasıl yaşadın?
    Ceylanlar vurulmuş, kurtlar nerde;
    Bu acımasız zamanda onlar da vurulmuş.
    İlerde yola bakan yüksek yerde,
    Kendini yırtıcı gösteren bir mazlum kuş,
    -Korkusundan olmalı bu gayreti-
    Yol yeşildi, bozkırlaşıyor şimdi,
    Taş ocakları ve delik deşik kayalar.
    Sen elimi tutma geriye koş, bekleyenlerin var.
    Sen bir kuşsun, kanatların
    Seni buradan uçursun.
    Eski dünyanın hayalini bana bırak,
    O benim gözlerimde dursun.
    Sen yüksel ve gerilerde
    Gölünü bulduğun zaman in.
    Bırak bu Dünya sana hain,
    Davransın, bu bedeldir,
    Bu bedelidir bir gül olmanın Ey!
    Kurbanlardan daha kurban çocuk
    Dönüşe geçme sen, dayan çocuk...

    Seni de mi Ezel meclisinden
    Yazıya yabana saldılar.
    Öyleyse kaybolmana imkân mı var?
    Kurbanlığı kabul etme İsyan-çocuk.

    - Hüsrev Hatemi

         

    Alıntı  
     

  4. #14  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Ağustos Melâli

    I.
    Cesâret kalbim, cesâret!
    Sustun bütün kış, ürktün kırılmaktan;
    Çok gerilerde kaldı derken kar,
    Sonra bahar
    Ve Temmuz geçti.
    Yasımız duruldu, coşkumuz geçti...
    Ne ümit var artık ne korku;
    Ağustos gecesinde ağulu
    Sesleri yalnız böceklerin...
    Cisim sarayı yıkılmadan,
    Yeni bir sevinçle yıka haydi
    Geçmiş günlerin kıştan kalan,
    Balçığını sanmam ki arınsın.
    Bir devletin inkırazı sanırsın,
    Ağustos güze terk eder mülkünü
    Ve Zaman’ın Mehter Bölüğü,
    İcra-yı âhenk edip sürekli,
    Örtüyor gidenlerin çığlığını...
    Cesâret ey kalbim, cesâret!

    II.
    Seni eleme emanet etmeliyim
    Çünkü elem,
    Sevinçten çok sağlam
    Ve kalıcı.
    Çocuk! Bu acımasız,
    Bu can alıcı
    Zaman, üstün gelir hepimize...
    Ben seni elemin ellerine,
    Emanet edip gidiyorum.
    Kıyılar, dağlar
    Ve ormanlar,
    Senin de ardında kalır Çocuk!
    Gün gelir, fakat onlar da
    Zaman’a yenilip giderler...
    Sonunda yenilenmez yenilgiler;
    Zaman, bir başina kalir...
    Ve bizim çoktan geçtigimiz,
    Öte âleme geçince Zaman,
    Orada hepimiz istisnâsiz,
    O’ndan daha kıdemli oluruz...
    Hiç üzülme seni elemin,
    Emin ellerine terk ederek,
    Gidiyorum.

    Hüsrev Hatemi

         

    Alıntı  
     

  5. #15  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Agit

    Bir yas aniti olmadan yat
    Ugultunun kol gezdigini,
    Duydugum ve bildigim tepede;
    Hâl nice? Güller de...
    Görünüyorlar mi zaman zaman?
    Mevsim hep kiş ve vakit gece
    Oldugu sürece...
    Uyu, kötü rüyalar yildirmasin seni,
    Bir yas aniti olmadan yat...
    Hüznün aniti ol sadece...
    Sen bir su damlasi gibi ari,
    Sen bir saç teli kadar ince.
    Bir yas aniti olmadan yat.

    Hüsrev Hatemi

         

    Alıntı  
     

  6. #16  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Yol Sonunda Reddiye

    Kimse ihtiyaç duymasaydı sevgiye
    Güzel ve kısa anlardı. Yoksa hayalim,
    Hayalimle mi dolmuştu billûr şişe?
    Itır yok, şişe boş, hiçlik kasırgası;
    Duygu tanımaz bir karayel işte...
    Bir karayel bu şimdi kasıp kavuran,
    Son yolculuğunda yürek kadırgası.
    Suç onun, sevgiye ne gerek vardı...
    Dost sesler mutluluktur ıtır dolu ve billûr,
    Bir gün boşalır içi bir sesin, mâlum olur,
    Artık kalbimiz kutup denizinde ve yalnız.
    Tanrım suç kimindi, nerde hata yaptık?
    Keşke sevgiye muhtaç olmasaydık...
    İşte ama lâkin ricâ ederim fakat,
    Şimdi asla ona gerek duymasaydık...
    Ne kadar uzardı düşler, günlerse çok kısaydı
    Olaylar geçip gitti, yüreğim yerinde saydı
    Bir yere varamadı, ölümse arkasında,
    Suç onda sevgiye ne gerek vardı?
    Hep başka şartlar düşlerdi, bir de uzak iklimler
    Gidenlerden güzel miydi gelen mevsimler?
    Yolda düşüp kaldılar şimdi unuttum kimler,
    Lütfen lâkin ama tekrar söylemeliyim,
    Kimse sevgiye muhtaç olmasaydı.

    Hüsrev Hatemi

         

    Alıntı  
     

  7. #17  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Yine de

    İç dünyama İsviçre misâli
    Yeşiller ve göller yarleşmedi.
    Hangi kalıtımın ürünüyse,
    İç-kentimde bir iki yaşlı kedi...
    Çamurlu kaldırımlarda;
    Dolaşır akşamüzeri.
    İnsanların paçaları çamurlu,
    İhtiyarların cebinde bir yumak sicim,
    Ve en fazla bir elli lira.
    Bir de paslanmış bir çakı.
    Kadınlar ne leyli ne de güzel
    Fakat ince ve saf yine de.
    Hafif kamburu çıkmış kazaklı kızlar
    Nemli ve kızarmış burun uçları
    Gelecek günlerin hayâlini kurar.
    Tek olağan dışı güzellik bu kentte
    Koca kafasıyla Hindistan’ı anan
    Bir fil bir de sükûti-devenin,
    Süpermarketlere girmesidir.
    Saygılı ve düşünceli her ikisi de.
    Sen varsan ey yâr, ümit de var
    Gözlerinde gizi güzelliğin,
    Aman saklı kalsın saklamalısın,
    Sarıp sarmalayıp sandıklamalısın.
    Bekle ki bekçiler ihtiyarlasın
    "Memlekete gettü" desinler de sen;
    O zaman sandık-lekeli gizler
    Bir de ben ve derinleşmiş izler,
    Sürülmüş tarla kokusu yüzümde,
    Sana doyasıya nazar edeyim.
    "Geç oldu artık ben de gideyim"
    Deyince ben, bu hikâye bitsin
    Ve yeni bekçiler de benim için
    Memlekete gitti diyeceklerdir
    Deve ve Fil hemen gözden silinir.
    Sen benim gözümde kalansın
    Yine de.

    Hüsrev Hatemi

         

    Alıntı  
     

  8. #18  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Yaykur Tarih Dersi

    1800’ler ile 1930’lar arasında,
    Bazı Anadolu ve Rumeli kentlerinde
    Yaşayan bu kavme dair
    Pek az belge var elimizde. Bildiğimiz:
    Kamış kalemlerini sevgiye batırıp,
    Mührelenmiş kâğıtlara içirdiler;
    Ney üflediler, tambur söylettiler,
    Birçoğu muhabbet mülkü sultanına esir idiler.
    Uysal ve sessiz yaşadılar, burası kesin,
    Her talepte ibrâzı mecbûri aylık seyahat varakalarını,
    Memur efendilere göstererek,
    Meselâ Pendik’e Samatya’ya,
    Dağılırlardı akşamları.
    Frenklerden sevgi beklemeden,
    Severek Fransızca çalıştılar.
    Son derece hayretlerini muciboldu
    Batıdan gelen her haksızlık;
    "Niye hukuk-ı milel bizim için mer’i değil?"
    Onların redingotları siyah- yeşil
    Önceden söyler gibiydi siyah topraklarının,
    Üstünde bitecek otları.
    Ne oldular onlar, neden gittiler?
    Bizim duymadığımız bir sayha mı işittiler?
    Şairlere göre onları Gülcemâl
    Bir defaya mahsus olmak üzere
    Gemiler geçmeyen
    Bir ummâna bırakmıştır.
    Bu kadar unutulacaklardı demek,
    Niye yaşadılar sanki?
    Niye verdiler uygarlıklarının
    O sırlı dokusuna emek?
    -Ve onları izleyen kavim,
    -Genellikle iyi asker veyâ muallim,
    Millî bayramlarda heyecanlı,
    Yaşadı ve çabuk çekildi şimdi yok.

    Sistir o günleri canlandıran...
    Tophane’ye sis bastığı günler,
    Seyrisefain idaresi önünde
    Sisten bir Rıza Bey çıkar ve sorar
    Ne zaman gemi kalkacağını,
    Hiç gitmeyeceği Napoli’ye
    Muallim Feyzi’den Farisî öğrenen
    Mekteb-i Sultani talebeleri
    Tırmanırken Kadiriler yokuşunu
    Sorar Rıza Bey nerde Napoli?
    -İtalyan padişahının şehri-
    Devran çarkını tersine çevirmeli,
    Önce ölmeli, sonra görmeli.
    Çok geçmez dağılır sis ve duman,
    Yalnız sistir o günleri canlandıran.

    Hüsrev Hatemi

         

    Alıntı  
     

  9. #19  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Yaykur Cebir Dersi

    Büyüyle büyümüş gibisin;
    Sesinde suların serinliği,
    Tenin gül üzerine çeşitlemeler.
    Migroslar-dolmuşlar arasında,
    Hayâl varlıklardan birisin.
    Buğulu sıcak ormanlarında gözlerinin,
    Çocukluğunun tarzanları
    Öfkenin arslanları,
    Ve ürkekliğinin ceylanları gizlenir.
    Büyüyle büyümüş gibisin,
    Ümitle emeklemiş yürümüş...
    Fakat bir müsavi işaretidir ki ölüm,
    Seni de taşımağa hazır
    Denklemin öte yanına.
    Bunu başarınca müsavi işareti;
    O zaman...
    Ağlayış ve çok figan!
    İz kalmayacak ceylanlardan,
    Arslanlardan da.

    Hüsrev Hatemi

         

    Alıntı  
     

  10. #20  
    Admin Kate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Mesajlar
    18.537

    Uzlet Köşesi

    Yıllar birikir ardımızda, yürek,
    Yıpranır ve soluk daralır
    Güneşli geniş bulvarlardan,
    Isıtan dost tebessümlerden
    Uzlet köşemize ne kalır?
    Hele elden gidince teselliler
    Teslim oluruz teessüflere...
    Mazinin seyrüsefer memurları,
    Sühulet gösterirdi seyyahlara
    Keder ki bir siyâhi seyyahtı, onu sen,
    Onu sen hoş tutmadın ey yüreğim!

    Güller dökülür bülbül ölür, sevgi gider
    Çimen çocukları yeşerir sonra,
    Onlar da çekilir birer birer,
    Neydi ey yürek ne sandın ki?
    Hüzün kalır mıydı girmişken sevgi.

    Bir gün “Devletle efendim” diyerek,
    Hüznü ve Sevgi’yi uğurlayan kimdi?
    Ey yüreğim ne kadar da değiştin,
    Seni tanıyamıyorum inan ki...
    Dört yönden uğultusu olayların,
    Yine düğümlendi dün ve yarın;

    Taş döşeli bahçede ağaçların,
    Altında kızıl ve sarı yığın,
    Belirdi, demek ki sonbahardır...
    Gün ardı karanlık güz ardı kardır
    Hele elden gidince teselliler,
    Yalnızlık köşemize ne kalır?
    Teslim oluruz teessüflere.
    Neydi ey yürek sen ne beklerdin ki?
    Hüzün kalır mıydı gitmişken Sevgi...

    Hüsrev Hatemi

         

    Alıntı  
     

Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
Bu Konudaki Etiketler

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Yetkileriniz
  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •