Günün Sözü
6 sonuçtan 1 ile 6 arası

Konu: ÇANAKKALE DESTANI '18 Mart 1915' ANZAKLAR Kimlerdir Savaşta Rolleri Nedir ?

  1. #1 ÇANAKKALE DESTANI '18 Mart 1915' ANZAKLAR Kimlerdir Savaşta Rolleri Nedir ? 
    EmeL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Yer
    Kocaeli, İzmit
    Mesajlar
    18.513

    ÇANAKKALE DESTANI '18 Mart 1915' ANZAKLAR Kimlerdir Savaşta Rolleri Nedir ?


    8.Ağustos Anzak Taaruzu

    Şahin Tepe üzerinden Conk Bayırı’na yapılacak taarruza bir Yeni Zelanda ve iki İngiliz taburu, Yarbay W.G. Malone komutasında katılacaktır. Maori kıtalarının da dahil olduğu bir tabur, ihtiyatta tutulacaktır. Deniz ve kara topçusunun birlikte katıldığı 1,5 saat süren hazırlık ateşi ardından taburlar gün ağarırken, saat 05:30’da Conk Bayırı’na taarruza geçmişlerdir. Conk Bayırı, kuzeyden güneye 200 metrelik bir sırttır. Tepe, bu sırtın kuzey ucundadır. İngiliz ve Yeni Zelanda taburları bu sırtın güney ucuna, ciddi bir direnmeyle karşılaşmadan ulaştılar. Osmanlı kuvvetleri, hazırlık ateşinden korunabilmek için geri alınmıştır. İngiliz resmi tarihi bu aşamayı, Conk Bayırı’nın işgal edilmesi olarak anlatır. Gerçekte Conk Bayırı’nın zirvesinin işgali söz konusu değildir.

    Ancak sırttan girişilen müttefik ileri hareketi, hem Düz Tepe’deki hem de Besim Tepe’deki Osmanlı mevzileri tarafından yan ateşi altına alınmıştır. Saat 09:00’a doğru yedekteki birlikler ileri sürülmüştür. Ancak Osmanlı tarafından ağır ateş altına alındılar. Özellikle Maoriler, tüm birliklerle temaslarını yitirecek denli uzağa püskürtüldüler.

    Conkbayırı esasen Anafartalar Grup Komutanlığı’nın sorumluluğundadır. Albay Fevzi Bey, grup komutanlığına bir gün önce 7 Ağustos’ta atanmıştı ve bölgeye gelişi henüz oniki saat bile olmamıştı. Üstelik elinde hiç ihtiyat yoktur. Albay Fevzi Bey, Kuzey Grup Komutanı (Arıburnu Cephesi) Esat Paşa’dan yardım istemiştir ancak, onun da ihtiyatı kalmamıştır. Esat Paşa, durumu Güney Grup Komutanı (Seddülbahir Cephesi) olan kardeşi Vehip Paşa’ya bildirerek takviye kuvvet göndermesini istemiştir. Vehip Paşa derhal Kurmay Albay Ali Rıza (Sedes) Bey komutasındaki 8. Tümen’in yürüyüşe geçmesi için emir vermiştir. Tümen komutanı, Conk Bayırı'ndaki birliklerin komutasını üstlenecektir. Kocaçimen Tepesi'nden Düztepe'ye kadar olan hat, Yarbay Cemil Bey'in komutasındadır ve karargahı Kocaçimen Tepesi'ndedir, bu yüzden Conk Bayırı'ndaki birlikleri yönetmesi güç olmaktadır.

    Gün boyu süren çatışmalar, öğleye kadarki süre içinde Osmanlı savunması için oldukça kritiktir. Beş kilometrelik bir cephe hattında Osmanlı savunması 5.000 tüfek gibi ince bir tek hattır. Her ne kadar Osmanlı topçu bataryalarının ateşi ardından cephe komutanı Yarbay Cemil Bey’in emriyle girişilen karşı taarruz, İngilizleri ve Yeni Zelandalıları geriletmişse de sırttan atamamıştır. Öğleden sonraki saatlerde bölgeye yetişen takviyelerle durum düzelme eğilimine girmiş, derhal karşı taarruzlara başlanmıştır.

    Hava kararıncaya dek süren çatışmalarda Osmanlı tarafının giriştiği karşı taarruzlar, Birleşik Donanmanın yoğun ateşinin de etkisiyle sonuç getirmemiş, Yeni Zelanda ve İngiliz kuvvetleri sırtın güney kesiminde tutunmayı sürdürmüşlerdir.

    Güney Grup Komutanı Vehip Paşa’nın gönderdiği 8. Tümen’in 23. ve 24. Alayları Kurmay Albay Ali Rıza Bey’in komutasında saat 19:00 dolaylarında Conk Bayırı’na ulaşmaya başlamıştır. Albay Ali Rıza Bey, her iki alayının tüm mevcudu bölgeye ulaştığında, saat 22:30’da bir karşı taarruza girişmiştir. Ancak bu taarruz bir sonuç getirmemiştir. Taarruz sırasında 9. Tümen komutanı Yarbay Hulusi Bey ile 25. Alay komutanı Yarbay Nail Bey yaralanmış, İngiliz komutan Yarbay Malone ise vurulmuştur.

    Gün sonunda taarruza katılan üç müttefik taburlarundan birinde iki subay ve 47 er sağ kalabilmiştir. Diğer iki taburun kaybı ise 766’dır. Osmanlı birlikleri ise gerek karşı taarruzlarda gerekse donanma topçusunun siperlerine yönelen ağır bombardımanında ağır kayıplar vermişlerdir.




         

         

    Alıntı  
     

  2. #2 ÇANAKKALE DESTANI '18 Mart 1915' ANZAKLAR Kimlerdir Savaşta Rolleri Nedir ? 
    EmeL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Yer
    Kocaeli, İzmit
    Mesajlar
    18.513

    Çanakkale Savaşında Anzaklar

    Birinci Dünya Savaşı'nda, İngilizlere destek vermek amacıyla oluşturulan birliklere ANZAK (Anzac) adı verilmiştir. Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu anlamına gelen (Avustralia and New Zeland Army Corps) kelimelerinin baş harflerinden meydana gelmiş bir kısaltmadır.

    Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması ile birlikte İngiltere de savaşa girmiş, anavatanın nasıl destekleneceği konusunda Avustralya ve Yeni Zelanda hükümetleri de çalışmalara başlamıştır. Ama üstünde durulacak diğer bir husus ise Yeni Zelanda ve Avustralya halklarının emperyalist saldırılara karşı olmasıydı. Büyük devletlerin küçük devletleri sömürmesini kınıyor, bağımsızlık akımını destekliyorlardı. Bu husus "The Story of Anzac" adlı eserde; "Avustralya ve Yeni Zelanda hiç şüphesiz harp istemiyorlardı. Fakat bir diğer gerçek, genç kuşağın bir harp patladığı rrtaktirde donanmada görev almak isteğiydi" şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca Avustralya ve Yeni Zelanda meclisleri istedikleri taktirde tarafsız kalabilirlerdi.

    Gerçi iki ülke de I.Dünya Savaşı'na İngiltere yanında katılırken askerlerinin gerektiğinde Avrupa, Mısır ya da Kuzeybatı Hindistan'da farklı cephelerde kullanılabileceğini biliyorlardı. Ancak bu kararı alırken ilk düşündükleri şey doğaldır ki, bölgelerindeki Alman askeri tehdidiydi. Diğer bir deyişle savaşa girişlerinin temel nedeni, İngiltere'ye yardım olduğu kadar kendi güvenlikleriydi. Daha öncede belirtildiği gibi, İngiltere'nin Güney Pasifik'teki askeri varlığı aslında, bu iki ülke güvenliğinin temelini de oluşturuyordu.

    I.Dünya Savaşına kadar önemli bir silahlı güce sahip bulunmayan Avustralya'da mevcut kuvvetler sadece bölgesel teşkilâttan ibaret idi. Savaşın başlaması ve İngiltere'nin de savaşa başlaması üzerine,imparatorluğun diğer dominyonları arasında Avustralya da İngiliz hükümetinden 29 Temmuz 1914 tarihli bir şifre almıştır. Bu şifre telgrafta, savaş boyunca Anavatanın nasıl ve ne ölçüde desteklenebileceği sorulmakta ve kararın kısa zamanda bildirilmesi istenmekteydi.^

    Avustralya hükümeti, yaptığı kabine toplantısı ve komutanlarla varılan mutabakat sonunda verdiği cevapta;

    1)Donanmanın Britanya Amirliği emrine verileceğini

    2) Oluşturulacak 20 bin kişilik bir sefer kuvvetinin de İmparatorluk Hükümeti'nin uygun göreceği yere gönderileceğini ve savaşın devamı boyunca devamlı olarak ikmalinin sağlanacağını, teklif ve taahhüt etmiştir.

    Savaş kararı alındıktan sonra hazırlıklar başlamıştır. Önce askere alma işine girişilir ve duyurular yapılarak merkezler oluşturulur. Halkta savaşa katılma talebi oldukça büyüktür. Ve kayıtlardan sonra askerler kamplarda hızla eğitimden geçirilerek, savaşa hazırlanırlar. Böyle büyük bir savaşa ilk defa katıldıkları için organizasyonda sorunlar çıkar ve aksayan yönler olur. Bu aksaklıklar da İngiltere'den gelen askeri uzmanlar vasıtasıyla giderilir. İki ülke birliklerinin katılmasıyla kısa zamanda meydana gelen ve Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu (ANZAK) adını alan bu Kolordunun iki tümeninden biri tümüyle Avustralya birliklerinden kurulan 1. Avustralya Tümeni idi. Diğer Tümen ise 4. Avustralya Piyade Tugayı, 1. Avustralya Hafif Süvari Tugayı ile Yeni Zelanda Bindirilmiş Piyade Tugayı ve Yeni Zelanda Sahra Topçu Alay'ından oluşturulmuştur. Bu karma tümene Avustralya ve Yeni Zelanda Tümeni yada kısaltılmış olarak (NZ. ve AN.) Tümeni adı verilmiştir. 1. Avustralya Tümenine General Bridges Karma Tümene ise General Goodley komuta ediyordu.

    Ayrıca oluşturulan bu ANZAK birlikleri içinde Maori ve Ranatongan adı verilen yerliler de bulunuyordu. Maoriler cengaver kabileler idi. 1915 yılı Şubatında Gelibolu cephesinde Türklere karşı çarpışmak üzere gönüllü yazıldılar. Ama değil Gelibolu'nun, Türkiye'nin bile nerede olduğunu dahi bilmiyorlardı.

    18 Mart 1915'de müttefik kuvvetleri Çanakkale Boğazında bir yenilgi ile karşılaşınca, denizden yapılacak saldırıyla deniz yolunun açılamayacağını, bununla birlikte karadan da bir çıkarma yapılması gerektiğini ve duyulan ihtiyacın karşılanması için de Anzak kolordusunun cepheye getirilmesi kararı alındı.

    Gelibolu Yarımadası'na Müttefik donanmasının desteğinde çıkarma yapılacağı resmen belli olunca, Mısır'daki askeri kamplarda hazırlıklar hızla tamamlandı. Anzak birlikleri çöl yaşamından kurtulup, biran önce yola çıkmak için iyice sabırsızlanmaktadırlar. Sonunda hareket günü gelir ve Şubatın erken saatleriyle birlikte, kendilerini Limni adasına götürecek gemilere binmeye başlarlar. Limni adası, coğrafik konumu-hem Çanakkale Boğazına yakın oluşu hem de geniş Mondros Limanı-nedeni ile stratejik bir değere sahiptir. Ayrıca ada İngiltere açısından, Kıbrıs ve Mısır'a giden ulaşım yolu üzerinde bulunması sebebiyle de özel bir önem taşımaktadır. Bu nedenledir ki Limni adası ve Mondros Limanı, I.Dünya Savaşı sırasında ve özellikle Çanakkale Savaşları boyunca, Müttefik Donanmasının Doğu Akdeniz'deki başlıca üssü olarak kullanılmıştır.

    Limni'de kaldıkları süre içinde, askerlere çıkarma harekatı için eğitim verilir. Farklı ülke birlikleri arasında ortak askeri yönetim ve işbirliği çalışmaları yapılır, eksikler giderilir. Ayrıca İngiliz ve Fransız generalleri Limni'de biraraya gelip çıkarma planıyla ilgili gerekli değişiklikleri ve önemli noktaları görüşerek, son şeklini verirler.

    Gerçekten de Anzaklar 25 Nisan 1915 Pazar günü sabahın erken saatlerinde başlayan çıkarma ile Gelibolu Yarımadası'ndaki savaşa katılmış oldular. O günden 9 Ocak 1916'ya kadar süren çok kanlı ve çetin çarpışmalar içinde, savaş yetenekleriyle, cesaretleriyle temayüz eden bu savaşçılar, kendilerinin bir sömürge insanı değil, milli bir karakter taşıyan Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar oldukları duygusunu da gittikçe pekiştiren bir inanca sahip olmak imkânına kavuşmuşlardı.

    Çıkarmanın nasıl başlatılacağına ilişkin plan aslında teknik ve karmaşıktır. Yapılan çıkarmanın nasıl olduğu ne gibi duygular yaşandığı ve sonuçları hakkında elde edilen bilgiler, Çanakkale'de savaşmış olan askerlerin hatıralarından alınmıştır. Konu ile ilgili yapılan araştırmalar ve ortaya konan eserler, bu hatıralar ışığında hazırlanmıştır.

    İngiliz tarihçisi Niget Steel (Defeat at Gallipoli) "Bir Yenilginin Destanı; Gelibolu" adlı eserinde Gelibolu'ya yapılan çıkarmanın nasıl başlatıldığını şöyle anlatmaktadır.

    Donanma, demir atmazlar.Kendi hızlarıyla on dakika kadar kıyıya doğru ilerleyip saat 03:30'da ve kıyıdan iki buçuk mil kadar açıktalarken megafonlarla, yedeklere ilerlemeleri emri verilir. Çıkarma başlamıştır..."

    Böylece başlayan çıkarmanın ilk günü ve onu izleyen günlerde şiddetli ve kanlı çarpışmalardan sonra ortaya çıkan durum Anzaklar ve müttefikler adına hiç iç açıcı değildi. Hiçbir savaş deneyimi olmayan ve Türkleri dahi tanımadan onlarla savaşan bu Anzaklar tam bir şaşkınlık içinde kalmışlardır.

    Gelibolu'daki askerler, Haziran ve Temmuz aylarını Seddülbahir'de zamanında ve sağlam bir stratejik kararın gereksiz kılacağı bir dizi savaşta çarpışarak ve ölerek geçirmişlerdir. Churchill; hem Gelibolu yarımadasında, hem de Çanakkale Boğazı'nda iyi desteklenmiş ve başarılı bir taarruzdan elde edilecek stratejik kazançların o sıralardaki herhangi bir kazançtan kat kat daha üstün olduğunu iddia ediyordu. Gelibolu seferini mümkün olduğu kadar çabuk tamamlamak, hem asıl hedeflerin tümünün elde edilmesini sağlayacak hem de İtilaf devletlerinin tümünün bütün kaynaklarının Batı Cephesi'nde Almanlara yöneltilmesine olanak tanıyacaktı.

    13 Temmuz'da Rusya'ya karşı başlatılan Avusturya-Alman taarruzunun ilk başlardaki büyük başarısı, Rusya'nın savaşta kalma ihtimalinin tehlikeye sokar gibi görünmüştü. Gelibolu seferi, Çanakkale Boğazı'nı aşarak Rusya'ya doğrudan doğruya yardımın tek uygulanabilir yöntemiydi. Rusya'nın savaşta tutulması için Gelibolu'nun yaşamsal önem taşıyan bir rolü vardı ve Hamilton' ında Gelibolu seferini bir an önce bitirip tümenlerini Batı Cephesi'ni desteklemek üzere geri getirmesi gerekli görülüyordu.


    Yaz aylarında çarpışmaların çoğu Seddülbahir' de gerçekleşmişti ancak, Hamilton Anzak' ta (Arıburnu) önemli bir başarı şansının var olduğunu daha ilk baştan biliyordu. Anzak kolordusu Mayıs başlarından beri pasif kalmışsa da, Birdwood ve kurmayları boş durmamışlardı. Anzak mevzisinin fiziki gerçeği, bir cephe saldırısının başarılı olma şansının bulunmadığını gösteriyordu.

    ANZAK 'lar özellikle Gelibolu'daki çıkarmada ve Arıburnu'ndaki çarpışmalarda büyük mücadeleler vermiş, fakat bu mücadele sonunda ne ANZAKLAR, ne de onları kullanmaktan kaçınmayan İngilizler başarı sağlayamamışlardır. Bu savaşta ANZAK' ların rollerini anlamak oldukça zordur. Çünkü daha önce de ifade edildiği üzere, onlar hakkındaki bilgiler hatıralardan alınmıştır ve bu hatıralar üzerinde durularak eserler hazırlanmıştır.

    Anzaklar’ın Çanakkale Cephesi'ndeki faaliyetlerine son vermeden önce ANZAK' ların savaştaki anılarına ve Türkler hakkındaki görüşlerine değinmek gerekir. Konuya çıkarmanın ilk günlerinde bir askerin yaşadığı anları anlatan bir örnekle başlamak yerinde olacaktır.

    "...İnsan ileride, Çanakkale Boğazı'nın Ege'ye açılan ağzını seçebiliyor. Silahların gürültüsü ve uğultusu giderek belirginleşiyor. Bu sabah hava çok güzeldi. Acaba gece nasıl olacak? İyi yedim... Şimdi silahlardan çıkan kıvılcım ve ateşleri de görebiliyorum. Acaba ölüm, çevremdekilerden kimleri seçti? Merak ediyorum... Ölümden en ufak bir şekilde korkmuyorum. Tek istediğim kritik bir anda vurulup düşmemek..."

    Şimdi de sırasıyla bu savaşın içinde bulunmuş ve orada Türklerin nasıl mücadele verdiğini görmüş, haklarında hiçbir şey bilmeden savaşmak için topraklarına geldikleri bu insanlar hakkındaki görüşlerini anlatan ANZAKLAR'ın anılarına yer verelim.

    Yeni Zelanda 1894 doğumlu 97 yaşında. Gelibolu'ya çıkarma ile geliyor. 21 Haziran 1915'e kadar kalıyor. Yaralanınca geri yollanıyor. Çıkarma, Serçe Tepe, Bomba Sırtı, Kirte muharebelerine katılmış; Russel John James Weır.

    "Türkler ve Türkiye hakkında hiçbir bilgim yoktu. Mısır'da 4 ay eğitim gördükten sonra, ilk çarpışmanın nerede olacağını bilmiyorduk. Hayır. Eğer tam ve içten cevabımı isterseniz söyleyeyim. Biz Çanakkale'ye Türklerle savaşmak için gittik, arkadaşlık yapmaya değil.

    Türklerle çarpıştığımız sürece, onlar hakkında şahsi bir fikir edinemedim. Onları göremiyorduk bile. Siperlerde üşüyor ve sadece tek bir şey yapmaya uğraşıyorduk: Sağ kalmak. Onların dürüst, Almanlardan daha dürüst savaşçı olduklarını düşünüyorum. Ayrıca savaşa, istememelerine rağmen, Almanlar tarafından sokulduklarını düşünüyorum. Bunlar, bir zaman ki düşüncelerim. Şimdi her şey bitti...

    Sadece (eski) Türk askerlerinden biriyle tanışmak isterdim. Türkler de aynı şeyi yapıyor, ülkelerini savunuyorlardı."

    Bir Anzak askerinin günlüğünde şu satırlar göze çarpmaktadır:

    "3.5.1915... Yamaçlarda cesetler inanılmaz şekilde asılıp kalmış. Dere yatağına doğru koşan yiğitlerin ürkütücü yaralarla ve kanlar içinde dönüşlerini görmek... Korkunç bir şey, hiç unutmayacağım. Zavallı bir Yeni Zelandalı asker yaralanmış, çıldırmış bir şekilde yanından geçen herkese sarılıp onu da kana bulayarak geliyordu. Bazıları ise, düştüğü yerde son nefesini verip öylece kalıyordu..."

    Yine savaşlarda görev almış bir Anzak askeri Türkler hakkındaki düşüncelerini şu şekilde dile getirmiştir.

    Avustralyalı, 1895 doğumlu. 96 yaşında. 4. Piyade Taburundan. 25 Nisan 1915'te çıkarmayla gelip, 20 Ağustos 1915'te ayrılıyor. Bomba Sırtı, Serçe Tepe, Kanlı Sırt çarpışmalarına katılıyor. J.J.RYAN.

    "İyi dürüst ve cesur askerdiler. Nereye gittiğimizi bilmiyorduk. Ne Türkiye, ne de Türkler hakkında bilgimiz yoktu. Türk askerleri cesurdu, ölmekten korkmuyorlardı. Sivil Türk ile temasımız olmadı. Askerler silah donanımı ve beslenme açısından yetersiz görünüyorlardı.

    Türkiye'yi ve Türkleri de hiç tanımıyorduk. Çıkartıldığımızda bile askeri yöneticiler bize hiç bilgi vermemişlerdi. Hedefimiz, amacımız neydi onu bile tam bilmiyorduk."

    Avustralya ve 1891 doğumlu 11. Hafif Süvari Birliğinden. Yüz yaşında. Yarımadayı son ikiyüz kişiyle terk edenlerden. Bir çok mücadeleye katılmış. Çeşitli çarpışmalarda görev almış: E.W.BARTLETT.

    "Onlar da bizim gibi ülkeleri için savaşıyorlardı. İyi ve dürüst savaşçılardı. Hayır. Çok dürüst çarpıştılar ve bizim gibi dürüst kuvvettiler. (Savaşta) Her iki taraftan da değerli insanlar kaybedildi."

    Avustralyalı 1884 doğumlu. 97 yaşında. 28. Birlikden Gelibolu Yarımadasına Temmuz 1915'te çıkmış. Kasım sonunda şiddetli dizanteri nedeniyle hastalanmış. Conkbayırı çarpışmalarına katılmış: C.J.HAZLITT.

    "Avustralya'yı terk ettiğimizde Türkiye'ye gideceğimizi bilmiyorduk. Gerçekte, Fransa'ya gideceğimizi düşünüyorduk. Ben işaretçi ve koşucu idim. Normal bir 24 saatlik yaşamımız vardı. Türklerle bizzat temasım olmadı. Türklerin dürüst savaşçılar olduklarını düşündüm. Esirlere de çok iyi bakıyorlardı. Gelibolu'da kaldığım süre içinde Türklerin herhangi bir çirkin ya da alçakça tutum ve eylemini işitmedim. Oysa daha sonra gittiğim Fransa'da deneyimlerim çok farklı oldu. Tüm harekâtın, iki taraftan da binlerce kaliteli genç insanın katliamı olduğunu bir sonuç vermediğini düşünüyordum. Savaş da zaten budur."

    Anzak kuvvetlerinin 11.Birliğinden olan ve 6 Mayıs-10 Haziran 1915 tarihleri arasında Gelibolu Yarımadası'nda siper savaşlarına katılan William Daniel Devis ise o günleri şöyle anlatmaktadır:

    "Avustralya birlikleri ülkeden ayrıldıklarında nereye gidecekleri belli değildi. Türkiye ile savaşta değildik. Ateşkes sırasında ölülerimizi gömerken, bir kez görebildim onları. Sonrası, gene savaştı...

    Türkler hakkında Özel ve kesin bir düşüncem yoktu. Sadece onlar bizi, biz de onları öldürmeye çalışıyorduk. Yaralanıp erken döndüm. Sağ dönebildiğime seviniyorum. Ülkem için elimden geleni yaptığıma inanıyorum. Birçok arkadaşım benim kadar şanslı değildi.

    Verdiğimiz örneklerde de görüldüğü üzere, savaşa bizzat iştirak eden bu insanların, kim olduklarını dahi bilmediği, sadece Türkleri savaşta tanıma imkanı bulmalarına rağmen, Türkler hakkındaki düşünceleri olumsuz değildir. Aksine Türkleri yüceltmişlerdir.


    Anzaklar Çanakkale'ye gelmeden önce Türklerin barbar insanlar olduğunu düşünüyorlardı. Gelibolu'da yapılacak çıkarmaya gelen bu insanlar bu duyguları bir kenara bırakmış, geri dönerken bu düşünceleri değişmiş. Türklerin, barbar değil, tam tersine, esire dahi misafir hürmeti gösteren, kahraman ve iyi niyetli insanlar olduğu imajı doğmuştur. Zaten Avustralya'nın çalışmak için ülkeye işçi olma talebini ilk önce Türkiye'ye yapması bu imajın en iyi göstergesidir.

    Çanakkale Cephesi'nden (Gelibolu'dan) çekildikten sonra, tekrar Mısır'a intikal eden Anzak Kolordusu, burada Avustralya ve Yeni Zelanda'dan gelen yeni kuvvetlerle takviye edilerek iki kolordu haline getirilmiştir.

    Bu kolordulardan biri Ortadoğu Cephesi'nde Türk ordusu karşısında savaşmak üzere kalmış, diğeri ise Fransa'ya nakledilerek Batı Cephesi'nin İngilizler tarafından tutulmakta olan kuzey kesiminde görevlendirilmiştir.

    Anzaklar’ ın Gelibolu Yarımadası'ndaki savaşlarda verdikleri kayıp; 26.094'ü Avustralyalı, 7.571 i Yeni Zelanda' lı olmak üzere toplam 33.665'tir.

    Çanakkale savaşları sırasında İngilizlerin hazırlamış olduğu ordularda yer alan bu Avustralyalı ve Yeni Zelandalı insanlar, hiç tanımadığı topraklarda ve hiç bilmediği insanlarla, ayrıca neden ve hangi amaçla savaştıklarını dahi bilmeden, mücadele vermiş, bu mücadele sonucunda, kendi topraklarını savunmak istemekten başka hiçbir amacı olmayan Türk insanının (askerinin) kanını dökmek, aynı ölçüde kendi kanlarını da akıtarak, ellerinde koca bir hiçle savaşa son vermişlerdir.

    Bu savaş sırasında Anzakların tek kayda değer elde ettikleri, "dominyon halklarına ve Anzakların, kendilerinin bir sömürge insanı değil, milli bir karakter taşıyan insanlar oldukları duygusunu da kazandırması"dır.


    kaynak:canakkalemuzesi

         

    " Senin sessizliğini anlamayan, muhtemelen senin sözlerini de anlamaz. "
    — Elbert Hubbard
    Alıntı  
     

  3. #3 Kanlısırt Muharebesi Osmanlı siperlerinde Anzak askerleri 
    EmeL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Yer
    Kocaeli, İzmit
    Mesajlar
    18.513

    Kanlısırt Muharebesi

    Kanlısırt Muharebesi, Anzak Kolordusu'nun 6 Ağustos 1915 tarihinde Kanlısırt'a yönelik taarruzları ile bu bölgede üç gün süren çatışmalardır. Taarruzla Anzaklar Osmanlı siperlerinin bir bölümünü ele geçirmişlerdir. Hemen ardından başlayan Osmanlı taarruzları ise başarılı olamamış, siperler Anzak birliklerinin elinde kalmıştır.

    Öncesi

    Arıburnu sahillerine çıkatma yapıldığı 25 Nisan 1915 günü, Kanlısırt iki Anzak bölüğü tarafından saat 07:00 dolaylarında ele geçirilmiş ve hızla takviye edilmişti. Osmanlı 27. Alay'ının iki taburu, saat 08:00 dolaylarında Yarbay Mehmet Şefik (Aker) Bey komutasında taarruza geçmiş ve bu bölgeyi geri almıştı. Yarbay Mehmet Şefik (Aker) Bey'in bu taarruzu, günün erken saatlerinde girişilen iki karşı taarruzdan biridir ve Arıburnu Cephesi'nin güney kanadında cepheyi kilitlemiştir. Diğer Osmanlı karşı taarruzu, Yarbay Mustafa Kemal Bey'in 57. Alay'la, Conk Bayırı üzerinden geliştirdiği taarruzdu.


    Taarruz planı

    Kanlısırt Platosunun güney kenarında yer alan Osmanlı mevzilerine yapılması planlanan taarruz esasen, Arıburnu Cephesi'nin kuzey kesiminden yapılacak asıl taarruz öncesinde Osmanlı kuvvetlerini güney kesime çekmeyi amaçlamaktadır. Taarruzun başarılı olması durumunda hemen kuzeydeki Merkez Tepe yönünde taarruz edilmesi planlanmaktaydı. Her iki harekatın gelişme göstermesi durumunda Kemalyeri'nden Kaba Tepe'ye kadar olan bölgedeki Osmanlı siperleri işgal edilecekti.


    Savaş

    Avustralya'lı askerler kendi siperlerinden Osmanlı siperleri yönünde, ortalama 36 metrelik dört tünel kazdılar. Her iki tarafın siperleri arasında ortalama 91 metrelik bir arazi bandı bulunmaktadır.

    Taarruzdan önce, saat 16:30'da 28 namludan oluşan bir topçu bataryası Osmanlı siperlerinin 200 metrelik bir bölümünü ateş altına almıştır. Birleşik Donanmaya bağlı bazı gemiler de bu hazırlık bombardımanına katılmıştır. Bir saat süren bombardımanın ardından iki Avustralya taburu tünellerden, iki tabur da siperlerden taarruza geçmiştir. Bombardıman sırasında irtibat kanallarından geri alınmış olan Osmanlı askerleri, bombardıman sonlanınca daha siperlere ulaşamadan Avustralyalı askerler Osmanlı siperlerine girmeye başlamıştı.

    Bombardıman sırasında Osmanlı siperleri önündeki dikenli tel engelleri büyük ölçüde hasar gördüğü için tünellerden fırlayan Avustralyalı askerlerin Osmanlı siperlerine kadar olan 55 metrelik mesafeyi geçmeleri hızlı olmuştur. Üzerleri kalın kütüklerle örtülmüş siperlerdeki mazgallardan içeri atılan el bombaları ardından bu siperlerde kısa süreli kanlı bir çatışma olmuştur. İlk taarruzda Osmanlı siperlerine inen dört tabur, derhal üç Avustralya taburu tarafından takviye edilmiştir.

    Harekatın diğer iki hedefinden Merkez Tepe taarruzu Avustralyalılar tarafından iki kez yenilenmiştir. Her ikisi de Osmanlı mevzileri önünde geri atılmışlardır. İzleyen günlerdeki Osmanlı karşı taarruzları, üçüncü hedefin iptal edilmesine neden olmuştur. 1. Avustralya Tümeni, tüm gücünü ele geçen siperlerin savunmasına ayırmak zorunda kalmıştır.

    Kuzey Grup Komutanı Esat Paşa, Yarbay Hasan Basri Somel komutasındaki ihtiyattaki 5. Tümen'i derhal böygeye sevk etmiştir. Daha sonra da diğer bir ihtiyat tümeni olan Albay Kannen Giesser komutasındaki 9. Tümen bölgeye intikal ettirilmiştir. Üç gün süren Osmanlı karşı taarruzları kanlı çatışmalarla sürmüş, lakin siperler geri alınamamıştır.


    Sonuçları



    Osmanlı siperlerinde Anzak askerleri

    Bu bölgedeki Anzak taarruzu, Osmanlı ihtiyatlarını Arıburnu Cephesi'nin güney kesimine çekmeyi amaçlıyordu. Çünkü esas harekat Anzak Cephesi'nin kuzey kesiminde gerçekleştirilecekti. Ancak Esat Paşa durumu öylesine kritik olarak değerlendirmiştir ki, Seddülbahir Cephesi'nden de bir kısım kuvveti bölgeye çekmiştir. Bu birliklerin bölgeye intikali gerçekleştiğinde ise taarruzun bir sonuç getirmeyeceğini anlamış ve bu birlikleri savaşa sürmemişti. Sonuçta Arıburnu Cephesi'ndeki Osmanlı ihtiyatları Seddülbahir Cephesi'nden aktarılan bu birliklerle artmış oldu. Bu ihtiyatlar, Anzakların kuzey kesiminde, özellikle Conk Bayırı üzerinden yapacakları taarruza karşı kullanıldı.


         

    " Senin sessizliğini anlamayan, muhtemelen senin sözlerini de anlamaz. "
    — Elbert Hubbard
    Alıntı  
     

  4. #4 18 Mart 1915 Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu Anzaklar Kimlerdir ? 
    EmeL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Yer
    Kocaeli, İzmit
    Mesajlar
    18.513

    18 Mart 1915 Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu


    Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu ya da kısaca ANZAK (İngilizce: Australian and New Zealand Army Corps; ANZAC), I. Dünya Savaşı sırasında İngiliz ordusunda savaşan, Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerden oluşan kolordudur. Türkler tarafından, bu ordunun askerlerine Anzaklar denir.


    Anzak komutanları General Kitchener ve General Birdwood, 15 Kasım 1915 tarihinde cephede.


    Çanakkale'de bulunan Atatürk'ün Anzaklar'a Notu
    Anzak sözcüğü, Avustralya ve Yeni Zelanda kolordusu (Australian and New Zealand Army Corps) kelimelerinin baş harflerinden meydana gelmiş bir kısaltmadır. I. Dünya Savaşı'nın başlarında bu iki ülkeye ait birliklerin katılmasıyla kurulan kolordu, bu kısaltılmış isimle tarihteki yerini almış, her ne kadar Çanakkale'de Türklerle birlikte savaşırken fazla başarı elde edemeseler de, daha sonra Ortadoğu ve Avrupa savaş alanlarında müttefikleri hesabına önemli hizmetler başarmıştır.
    Anzak kısaltması, yalnızca o kuvvet değil, aynı zamanda o teşkilat içinde görev üstlenen tüm askerleri de kapsayan bir anlam kazanarak bir iftihar kaynağı, ortak bir soyadı haline gelmiştir. Böylece Anzaklar deyimi bu karma kolorduda görev almış en büyük komutandan, en rütbesiz ere kadar tüm askerleri belirleyen bir anlam taşımış ve bunlardan herbirinin de 'Ben Anzaklıyım' demesi suretiyle bu birliğin mensubu olduğunu anlatmaya yeterli olagelmiştir.

         

    " Senin sessizliğini anlamayan, muhtemelen senin sözlerini de anlamaz. "
    — Elbert Hubbard
    Alıntı  
     

  5. #5 Anzak subayın yıllar sonra Çanakkale şaşkınlığı! 
    EmeL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Yer
    Kocaeli, İzmit
    Mesajlar
    18.513

    Anzak subayın Çanakkale şaşkınlığı!


    Çanakkale Savaşı'nda esir düşen ve Türk askerinin misafirperverliği sayesinde hayatta kalan Avustralyalı subay, savaştan 30 yıl sonra geldiği Türkiye'de misafir olduğu evde, duvardaki resmi görünce şaşkına döner...


    Çanakkale Savaşları'nda esir düşen ve Türk askerinin misafirperverliği sayesinde hayatta kalan Avustralyalı subay, savaştan 30 yıl sonra geldiği Türkiye'de misafir olduğu evde, duvara asılı resmi görünce bir hayli şaşırır, çünkü, o resimdeki kişi, kendisini esir alan 57. Alay'ın Komutanı Hüseyin Avni Bey'den başkası değildir.

    Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Muhammet Erat, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Çanakkale Kara Savaşları sırasında çok ilginç olayların yaşandığını söyledi.

    Bu ilginç olaylardan birinin, savaşın bitmesinden yaklaşık 30 yıl sonra, Çanakkale'yi ziyaret etmek isteyen bir subayın anlatımıyla ortaya çıktığını dile getiren Erat, ''Bu subay, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Tekin Arıburun'un babası 57. Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey'in esir aldığı subaylardan birisidir. Arıburun, savaştan 30 yıl sonra da bu subayı tesadüfen misafir etmiştir'' dedi.

    1945 yılında eşiyle birlikte Çanakkale'deki savaş alanlarını gezmeye gelen Avustralyalı subayın, o yıllarda savaş alanlarının yasak bölge olması dolayısıyla, izin almak için Genelkurmay Başkanlığına müracaat ettiğini ve kendisine, Hüseyin Avni Bey'in oğlu Arıburun'un yardımcı olduğunu belirterek, ''Tekin Arıburun, o günlerde Genelkurmay Başkanlığında Hava Dairesi Komutanıdır, aileye 3 gün izin alır. Arıburun, Avustralyalı aileye, Çanakkale'yi gezdikten sonra Ankara'da evinde onları misafir etmek istediğini söyler'' diye konuştu.

    -DUVARDAKİ RESİM, AVUSTRALYALI SUBAYI ŞAŞIRTTI-

    Tekin Arıburun'un, babası şehit düştüğünde 8 yaşlarında olduğunu kaydeden Erat, Avustralyalı subayın, Paşanın evine konuk olmasıyla yaşanan olayı şöyle aktardı:

    ''Anzak subayı, 3 gün sonra eşi ile Çanakkale'den Ankara'ya döner. Tekin Paşa onları karşılar ve evine götürür. Misafirleri salondayken ikramda bulunmak üzere mutfağa gider. Her şeyden habersiz olan Tekin Paşa, salondan İngilizce 'Bu komutan bizi esir almıştı' cümlesini duyar. Duvarda babasının üniformalı resmi bulunmaktadır. Tekin Paşa, 30 yıldır babasının arkadaşlarından savaşta yaşananları dinlemektedir:

    'Çıkarmadan sonra esir alınan iki Anzak subayı 57. Alay Komutanı Avni Bey'in çadırına getirilir, tir tir titremektedirler. Alay Komutanı bilgi alabilmek için onlara ikramda bulunur. Onların üzerinden tabanca, dürbün, İncil gibi eşyaları alınır, başka hediyeler verilir. Titremeleri yine de devam etmektedir.'

    Bu anlatılan hatıralar Tekin Paşa'da canlanır. Hemen salonda bulunan bir dolaptan fildişi kaplı İncil'i, tabancayı ve dürbünü çıkarır.

    Misafir, eşyalarını görünce şaşırır. Tekin Paşa 'Babamın çadırında neden saatlerce tir tir titrediniz' diye sorar. Misafir subay, 'Bakın bugün hayattayım. Diğer arkadaşım da Avustralya'da yaşamaktadır. Babanız bize misafir gibi muamelede bulundu. Bugünümüzü ona borçluyuz. Çadırında bu asil muameleden sonra hicap duydum, bizzat babanıza söyleyemedim, fakat bizi esir alanlara işaretle anlatmıştım. Şimdi size burada anlatıyorum. Çıkarmadan bir gün önce Limni Adası'nda bizlere hitap eden ordu komutanı 'Sakın Türklere esir düşmeyin, ölene kadar çarpışın. Türkler yamyamdır, sizi yerler' dedi. Bizler de, o gün çadırda yeneceğimiz saatleri bekliyorduk. Ancak, Türklerle harp etmekle asil bir milleti yakından tanımış ve vatanları için ne büyük fedakarlıklara katlandıklarını görmüştük.''

    Erat, anlatılan olayın Türk askerinin savaş kurallarına bağlı ve hoşgörülü olduğunu ortaya koyduğunu kaydetti.

    ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞLARINDAN YAKLAŞIK 1 AY SONRA BAŞLAYAN KARA SALDIRISINDA TÜRK ASKERİ GELİBOLU YARIMADASI'NDA BİR KAHRAMANLIK DESTANI YAZDI

    Bir kahramanlık öyküsüydü Çanakkale... 95 yıl önce denizden harekat başlatıp ardından da karadan küçücük bir yarımadayı geçmek için gözlerini Gelibolu'ya diken İtilaf Kuvvetleri, Türk askerinin vatan sevgisi karşısında adeta bu bölgeye takılıp kaldı.

    AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Osmanlı Devleti'nin çöküşünü hazırlamak için İstanbul'a ulaşmayı hedefleyen İtilaf Kuvvetleri, karşılarında tek engel olarak Çanakkale'yi ve Çanakkale Boğazı'nı gördü.

    İlk olarak, dönemin son teknolojisiyle donatılmış gemileriyle Çanakkale Boğazı önlerine gelen ''Yenilmez Armada'', deniz altına muntazam bir şekilde döşenmiş mayınlar ile Anadolu ve Rumeli yakasındaki Türk topçusunun başarılı atışları karşısında ilk denemelerini başları eğik tamamladı.

    Çanakkale Boğazı'nı geçme emellerinden vazgeçmeyen düşman ordusu, 18 Mart'taki boğaz savaşının ardından, yaklaşık 1 ay sonra Gelibolu Yarımadası'na karadan çıkarma faaliyetine başladı. Deniz savaşında olduğu gibi kara savaşlarında da Türk askeri Gelibolu Yarımadası'nda kahramanlık destanı yazdı.

    Cephede savaşan, erinden subayına herkesin gönül birliği ettiği savaşta, 3 alay başarılarından dolayı sancaklarına altın ve gümüş liyakat madalyaları ile harp madalyası taktırdı. Bunlar, 27, 28 ve 57'nci alaylardı...

    -BİRLİKLERİN BAŞARISI-

    Çanakkale Kara Savaşları sırasında Avustralya ve Yeni Zelandalı askerlerin oluşturduğu Anzak birliklerine, karaya çıkışlarında ilk direnişi 25 Nisan 1915 tarihinde Arıburnu bölgesinde Yarbay Şefik Bey'in komuta ettiği 27. Alay'ın askerleri gösterdi.

    Hüseyin Avni Bey'in kumanda ettiği 57. Alay'ın askerleri ise aynı gün, önlerinde Yarbay Mustafa Kemal olduğu halde, Bigalı köyünden Conkbayırı'na hareket edip, hem Conkbayırı bölgesinin savunulmasını sağladı hem de 27. Alay'ın sağ tarafını takviye etti. Her iki alay, daha sonra Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Atatürk'ün emrine verildi.

    8. Tümen'e bağlı Alman Binbaşı Hunker idaresindeki 28. Alay ise Conkbayırı bölgesini savunmakla görevlendirildi. Göğüs göğüse muharebelerin yaşandığı, adeta ''kanın gövdeyi götürdüğü'' bu dönemde 28. Alay, Şahinsırt'a sessizlik ve disiplin içinde geldi. Bu alayın askerleri, 20-30 adım kadar mesafedeki düşman kuvvetlerine karşı kahramanca vatanını savundu.

    Harbiye Nazırı Enver Paşa, bu 3 alayın sancağına altın ve gümüş liyakat madalyası ile Harp Madalyası takılması için hemen hemen benzer olan şu talebini onaylaması için Padişah Sultan Reşat'a gönderdi:

    ''9. Tümene bağlı 27. Piyade Alayı düşmanımız olan İtilaf Devletlerine, Arıburnu'nda ilk defa çıkarma yaptıkları 25 Nisan 1915 günü, sabahleyin Eceabat'tan seri bir yürüyüşle yetişip, karşıladığı düşman kuvvetlerine korkusuzca atılarak, onların ilerlemesini durdurmuş ve seri ateşli 3 topumuzu Kanlısırt'ta ele geçirmiş olan düşmandan geriye almıştır. Uzun bir süre hiç bir birlik ile değiştirilmeden savaş bölgesinde kalmış 27. Alay'ın sancağının üzerine sarı sırmayla işlemeli Osmanlı Devletinin altın ve gümüş liyakat madalyası verilmesi hususunda müsaade buyrulmasını istirham ederim. Bu konuda emir ve ferman padişah hazretlerinindir.''

    Padişahın izniyl, 21 Ekim 1915'te 27. Alay'ın, 15 Ekim 1915'te 28. Alay'ın, 30 Kasım 1915'te de 57. Alay'ın sancaklarına madalyaları törenle takıldı.

         

    " Senin sessizliğini anlamayan, muhtemelen senin sözlerini de anlamaz. "
    — Elbert Hubbard
    Alıntı  
     

  6. #6 çanakkale savaşlari'nda anzak'larin rolü nedir ? 
    EmeL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2011
    Yer
    Kocaeli, İzmit
    Mesajlar
    18.513

    çanakkale savaşında anzaklar kimlerdir anzaklar neden çanakkaledeydi anzaklar kimlerdir çanakkale ve anzakların rolü çanakkale savaşında anzakların rolü nedir


    ÇANAKKALE SAVAŞLARI'NDA ANZAK'LARIN ROLÜ NEDİR ?

    Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasından hemen sonra İngiltere ve Fransa Devletleri Almanya karşısında zor durumda kalan müttefiki Çarlık Rusyası'na silah ve malzeme yardımı yaparak onun askerî gücünü takviye etmek, İstanbul'u da alarak Osmanlı Devleti'ni savaş dışı bırakmak ve Yunanistan, Bulgaristan gibi tarafsız Balkan Devletleri'ni kendi yanlarında savaşa çekmek gibi nedenlerle Çanakkale Boğazı'nı zorlayıp geçmeye karar verdiler. Ancak bu konuda üçlü İtilaf Devletleri arasında bir görüş ayrılığı vardı. O da Çanakkale Boğazı'nın nasıl geçileceği konusu idi. İngilizlerin görüşüne göre; Çanakkale Boğazı, donanmanın kara kuvvetleriyle desteklenerek yapılacak bir taarruz sonucu geçilmeliydi. Fransızların görüşüne göre ise Birinci Dünya Savaşı'nda kesin sonuç Batı Cephesi'nde alınacaktır. Bu nedenle bütün askerî güç Batı Cephesi'ne verilmelidir. Dolayısıyla Çanakkale Boğazı sadece donanma ile yapılacak bir taarruz sonucu geçilmelidir. Sonuçta İtilaf Devletleri Fransız görüşüne benimseyerek Çanakkale Boğazı'nı sadece donanma taarruzu ile geçmeye karar verdiler.

    19 Şubat 1915 tarihinde İngiliz - Fransız Müttefik Donanması Çanakkale Boğazı'nı geçmek için taarruza geçti. 25 Şubat 1915'te Müttefik Donanması Gelibolu Yarımadası'nın ucunda bulunan Seddülbahir ve Anadolu yakasındaki Kumkale'ye asker çıkardı. Bunun üzerine endişeye kapılan Osmanlı Hükümeti Erzurum ve Edirne Kaleleri'nden buraya naklettiği toplarla Çanakkale'deki kaleleri güçlendirdi. Şimdi Türk deniz savunma kavramının üç ayağı meydana geldi. Birincisi, Boğaz'a girecek Müttefik Filosuna eğik yolla ateş edecek obüs topları; ikincisi, art arda seri hâlinde döşenen su altı mayın hatları ve üçüncüsü de ağır kıyı savunma toplarından oluşan iç savunma mevzisiydi. Bu taarruzda İtilaf Devletleri Donanması başarı sağlayamadı.

    18 Mart 1915 tarihinde Amiral de Robeck komutasındaki birleşik İngiliz - Fransız Donanması Boğaz'ı geçmek için büyük bir taarruz başlattı. İlk anda Müttefik Donanma Türk kalelerinden yapılan top atışlarını susturdu. Ancak, 8'inci Topçu Alayı obüs toplarını eğik yolla hedefe göndererek etkili

    oluyordu. Bir süre sonra üç Müttefik Donanma zırhlısı sırayla döşenmiş mayın hatlarına çarparak battı. Aslında burada Osmanlı ordu komutası mayın hatlarını alışılagelmişin dışında döşeterek Müttefik Donanmasını gafil avlamıştı. Ardından Müttefik Donanmanın Boğaz'ı terk etmesiyle tarihin en büyük boğaz harplerinden birisi olan Çanakkale Deniz Savaşı Türklerin kesin zaferiyle sonuçlandı.
    18 Mart Çanakkale Deniz Savaşı yenilgisinden sonra Müttefikler Gelibolu Yarımadası'na asker çıkararak karadan Türk tahkimatını arkadan kuşatıp Boğaz'ı geçmeye karar verdiler.



    4 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile İngiltere arasında savaş ilan edilince İngiliz Dışişleri Bakanı Sir Edvvard Grey denizaşırı kolonilerine bir çağrıda bulunarak onlardan yardım istemişti. Bunun üzerine ana vatandan gelen bu yardım çağrısına diğer koloniler gibi Avustralya ve Yeni Zelanda Hükümetleri olumlu cevap verdiler. Hatta dönemin Avustralya Başbakanı Andrevv Fisher İngiltere'ye şu tarihî cevabı verdi; Avustralya son adamına ve son kuruş parasına kadar ana vatanla beraberdir."

    Avustralya ve Yeni Zelanda'nın Birinci Dünya Savaşı'na İngiltere'nin yanında katılma nedenleri:
    1- Avustralya ve Yeni Zelanda ile İngiltere arasında tarihsel bağların olması ve hatta bu ülkelerin varoluş nedeni olarak İngiltere'yi görmeleri,
    2- Güney Pasifik'teki Alman ve Japon tehlikesine karşı bu iki ülkenin savaşta İngiltere'nin yanında yer almasının kendi yaşamsal çıkarları ve güvenlikleri açısından gerekli olması,
    3- Bu iki ülkede yaşayan insanların coğrafi olarak İngiltere'den çok uzak olmalarına rağmen dış dünyayla ilişkilerini İngiltere vasıtasıyla sürdürmeleri ve dolayısıyla İngiltere'nin tehlikeye düşmesi bu iki ülkenin de tehlikeye düşmesi anlamına gelmesi idi.

    1914 yılında Birinci Dünya Savaşı başladıktan sonra savaşa katılan Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerler üzerinde savaşa katılma nedenleri ile ilgili yapılan bir ankette şu sonuçlar çıkmıştır:
    1- Askerlerin savaşa vatan, millet ve bayrak için katıldıklarını söylemesi, (Burada kastedilen vatan İngiltere, bayrak ise İngiliz bayrağıdır.)

    2- Askerlerin toplumsal baskı nedeni ile savaşta yer aldıklarını belirtmesi,

    3- Askerlerin macera arama duygusuyla savaşta yer aldıklarını söylemesi, (Çünkü bu insanlar Avustralya'dan çok uzakta bulunan Asya, Afrika ve Avrupa'yı ancak savaş bahanesiyle görebileceklerdi.)
    4- Avustralya ve Yeni Zelanda'da "Hans" olarak bilinen Almanlara karşı duyulan kin ve nefretin çok yüksek olması,
    5- Avustralya ve Yeni Zelanda'da özellikle kırsal kesimde yaşanan ekonomik sıkıntıların hat safhada yer almasıydı.

    İngiltere'nin teklifinin uygun görülmesinden sonra Avustralya Hükümeti General Bridges'i kendi komutasında bir seferî kuvvet oluşturması için görevlendirdi. İngiliz Savaş Bakanlığı Avustralya ve Yeni Zelanda'dan gelecek kuvvetleri İngiliz kuvvetleri içinde kullanmayı düşünüyordu. Ancak General Bridges ise kurduğu bu seferî kuvvetleri bir millî ordu olarak kabul edip kendi komutasında ayrı görev yapmasını istiyordu.General Bridges'in ısrarı üzerine İngiliz Savaş Bakanlığı bu isteği kabul etti. Buna göre seferî kuvvetler şu şekilde düzenlendi:
    A-1 'inci Piyade Tümeni (Bunların subay ve er toplamı 18.000 idi.)

    B-1 'inci Hafif Süvari Tugayı (Bunların subay ve er toplamı 2226 idi.)8

    Yine aynı şekilde savaşın başlamasından sonra İngiltere Yeni Zelanda'ya General Goodley'i göndererek burada bir seferî kuvvet hazırlamasını istedi. Bunun üzerine General Goodley Yeni Zelanda'ya gelerek Piyade Taburu ve Hafif Süvari Alayı9 birliklerini oluşturdu:

    İngiliz Savaş Bakanlığının isteği ile General Goodley komutasındaki Yeni Zelanda Seferî Birlikleri, Batı Avustralya'daki King George Limanı'na geldikten sonra buradan 1 Kasım 1914 tarihinde Avustralya Seferî Kuvvetleri ile birlikte Mısır'a hareket etti. Bu birlikler Mısır'a ulaştıktan sonra İngiliz Savaş Bakanlığı emri ile General VVlIliam Riddle Birdvvood komutasında bir kolordu hâline getirildi. İşte ANZAK (ANZAC) sözcüğü Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu (Australian and New Zealand Army Corps) kelimelerinin baş harflerinden meydana gelmiş bir kısaltmadır. Bu ANZAK Kolordusunun iki tümeninden birisi General Bridges komutasında Avustralyalılardan oluşan 1 'inci Avustralya Tümeni idi. Diğer tümen ise 4'üncü Avustralya Piyade Tugayı, 1 'inci Avustralya Hafif Süvari Tugayı ile yeni Zelanda Bindirilmiş Piyade Tugayı ve Yeni Zelanda Sahra Topçu Alayından oluşuyordu.

    Bu arada Ocak 1915'te uzun zamandan beri beklenen Süveyş Kanalı yönündeki Türk saldırısı başladı. Balkan Savaşları'ndan yeni çıkmış yorgun ve silah donanımından yoksun Türk askeri Kanal Cephesi'nde ANZAK'lara

    karşı ağır bir yenilgi alarak geri çekildi. Bu başarı ANZAK'ları şaşırttı. Onlar daha ilk karşılaşmada Türkleri yenebileceklerini sanmıyorlardı. Kanal Cephesi'ndeki başarıdan sonra Mısır'daki Zeytun Askerî Kampı'na dönen ANZAK'lar sabırsızlıkla Batı Cephesi'ne yani Avrupa'ya gitmeyi beklemeye başladılar.

    Diğer taraftan Mısır'a gelen haberler İngiliz ve Fransız Donanmasının Çanakkale Boğazı'na karşı büyük bir askerî hareket başlattığı ve ancak başarısız olarak geri çekildikleri şeklindeydi. Mart ayı sonunda ANZAK'lar Çanakkale'de büyük bir kara harekâtının başlatılacağını ve bunun için kendilerinin de burada savaştıracaklarını öğrendiler ve hayal kırıklığına uğradılar. Çünkü onlar bir an evvel Avrupa'ya gitmek istiyorlardı.

    Gelibolu Yarımadası'nda Müttefik Donana desteğinde çıkarma yapılacağı açıklandıktan sonra Mısır'da bulunan ANZAK'lar gemilere bindirilerek, coğrafi konumu gereğince Gelibolu Yarımadası'na yakın ve Ege ve Akdeniz açısından da stratejik öneme sahip Limni Adası'na getirildiler. Adada ANZAK'lardan başka İrlandalı, Hintli, Filistinli vb. birlikler de vardı. Limni Adası'nda, Gelibolu Yarımadası'na çıkarma harekâtı için kısa bir süre eğitim aldıktan sonra ANZAK'lar beklemeye başladı.

    Birinci Dünya Savaşı sırasında Türk Ordusu açısından 24 Mart 1915 tarihinde Enver Paşa Çanakkale'de 5'inci Orduyu kurmaya karar verdi ve bu ordunun başına da İstanbul'da 1 'inci Ordu Komutanı olan Alman Liman von Sanders Paşa'yı atadı. 26 Mart 1915'te Gelibolu'ya gelen Liman Paşa yarımadada İngiliz çıkarmasının kuzeyden Saros Körfezi ile Anadolu kıyılarında Kumkale'ye yapılacağı izlenimini edindi. Ardından da bölgedeki tüm savunma planlarını buna göre düzenletti. Liman Paşa'ya göre, düşman Gelibolu Yarımadası'na büyük bir çıkarma yapmayacaktı. Böylece o büyük bir yanılgıya düşüyordu.

    25 Mart 1915'te kabul edilen çıkarma planına göre; lan Hamilton çıkarma yapmak için Gelibolu Yarımadası'nın güney yarısını seçti. Kuzeyde Bolayır'da ve Anadolu Yakası'nda da Kumkale'de Türkleri atlatmak için yapılacak iki sahte hareketten sonra esas birlikler Seddülbahir Bölgesi'ne beş ayrı noktadan karaya çıkarken başka bir çıkarma birliği de Kabatepe Bölgesi'nden Eceabat'a doğru ilerleyecek ve bu hattın güneyinde kalan Türk birliklerini teslime zorlayacaktı. Bu amfibi hareket için Anafartalar Ovası'nın önündeki kıyılar yani Kabatepe dolayları elverişli plajlara sahipti.15

    General lan Hamilton "Gelibolu Günlüğü" adlı eserinde ANZAK'ların Çanakkale Savaşları'nda oynayacağı rolü şöyle anlatmaktadır: Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu Kabatepe ve Arıburnu batısında, sahilde Sazlıbeyt Dere civarında karaya çıkacak ve yarımadanın yüksek omurgasını ele geçirecekti. Böylece Türklerin Kilitbahir Yaylası yönündeki ricat yolları kesilecekti. ANZAK Birliklerinin karaya çıkışı tabi sağlam bir temele dayanıyor ve ümit ederim ki plana uygun bir şekilde hareket etsinler. Kurmay Karargâhım hangi mevkilerin elde tutulacağını harita üzerinde işaret etti.16
    Suvla'daki balıkçı damlarından başlayarak kuzeye ve ovaya uzanan tepe üzerinden, Kabatepe'nin biraz ötesinde, düşmanı takiben bu bölge temizlenecekti. General Birdvvood bu hatta kadar olan yerleri ele geçirir ve orada tutunabilirse, oradan Kocadere yönünde Türkleri püskürtür ve yarımadanın güneyi düşmandan kurtulmuş olur. Hele, Çanakkale Boğazı'ndan ilerleyecek donanma gemileri desteğindeki taşıt gemileri birlikleri Bolayır Bölgesi yakınlarında karaya çıkartırsa, harekâtımız Türkler üzerinde öldürücü bir etki yapacaktır.

    24 Nisan 1915'te Mondros üssünden hareket eden ANZAK Kolordusu ile yüklü konvoy ve 2'nci Filo 25 Nisan sabahı saat 1.30'da çıkarma yerine geldiler. Saat 3'te ilk hücum grubunu oluşturan 1500 kişilik ANZAK Birliği Kocatepe istikametine yöneldi. Ancak bir saat sonra ANZAK'lar kıyı akıntıları nedeniyle Kabatepe kumsalı yerine Arıburnu kıyılarına indi.

    Bu sırada Arıburnu ve Kabatepe sahilinde 27'nci Alayın 2'nci Tümeni bulunmaktaydı. ANZAK'lar çıkarma yaptığında Arıburnu kıyılarını bu birliğin 4'üncü Bölüğü tutuyordu. ANZAK Kolordusunun 1 'inci Avustralya Tümeni 5 adet İngiliz harp gemisinin şiddetli ateş desteği ile Conkbayırı'nda ilerlemeye başladıklarında 27'nci Alay geri çekilmek zorunda kaldı. Düşmanın Conkbayırı'nı ele geçirmesi demek Boğaz'ın en hâkim tepesini ele geçirmesi demek olacağından çok tehlikeli bir durum ortaya çıktı. Bunun üzerine Conkbayırı'nın önemini önceden kavrayan Yarbay Mustafa Kemal ordu komutanından izin almaksızın Maydos'ta bekletilen 57'nci Alay ile bir dağ bataryasında oluşturduğu müfrezeyi Conkbayırı'na sevk etti. Mustafa Kemal Conkbayırı'na ulaştığı zaman 27'nci Alayın geri çekildiğini gördü. Bizzat bu askerlerin önüne geçerek "Niçin kaçıyorsunuz?" dedi. "Efendim, düşman." dediler. "Nerede?" dedi. "İşte!" diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. Filhakika düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve serbestçe ilerliyordu. O zaman bu kaçan askerlere bağırarak "Düşmandan kaçılmaz." dedi. "Cephanemiz kalmadı." dediler. "Cephaneniz yoksa süngünüz var." dedi ve bağırarak süngü taktırdı ve yere yatırdı. Bu sırada düşman da yere yattı. Ardından Yarbay Mustafa Kemal 27'nci Alayın güneyden ve 57'nci Alayından düşmana kuzeyden taarruz etmesini emretti. Bu başarılı taarruz

    sonucu ANZAK Kolordusu kumsala döküldü. Tam bu sırada General Hamilton, karargâh gemisinde komutanlarla bir toplantı yaparak durum değerlendirmesinde bulundu. Bu tehlikeli durum karşısında ANZAK Kolordusu Komutanı General Birdvvood, General Hamilton'a bir teklifte bulunarak Türkler karşısında dağılan birliklerin gemilere alınmasını istedi. Ancak, ordu komutanı General Hamilton bu işlemin çok zor olacağından endişelenerek teklifi reddetti ve şu ilginç cümleleri kullandı: "İşin müşkül tarafını anlattınız. Artık size kalan iş, güvenliğimizi tamamen sağlaymcaya kadar siper kazmak, siper kazmak, siper kazmaktır." dedi. General Hamilton'u bu duruma düşüren kuşkusuz Yarbay Mustafa Kemal komutasındaki 19'uncu Tümen idi. Bu taarruz 27'nci ve 57'nci Alaylara da büyük kayıplar verdirdi.

    27 Nisan Muharebesi
    Yukarıda belirtilen 25 Nisan çıkarmasından sonra İngilizler ve ANZAK'lar yeni bir taarruza kalkışmadan denize dökülmesi gerekiyordu. İşte bu nedenle 27 Nisanda 19'uncu Tümen cephesinde yeni bir taarruza karar verildi. 19'uncu Tümen 64'üncü ve 33'üncü Alaylarla güçlendirildi. Plana göre; Yükseksırt - Merkeztepe - Kırmızısırt çizgisinde sayıca üstün ANZAK Kolordusuna ağır bir darbe indirilecekti. 27 Nisanda başlayan taarruzda ANZAK Kolordusu Kırmızısırt - Kanlısırt çizgisine çekilerek burasını mevzi kabul etti. Artık bundan sonra mevzi muharebeleri başladı.

    1 Mayıs Taarruzu
    Bazı eserlerde "3'üncü Arıburnu Muharebesi" olarak geçen bu harekâtta, 5'inci Tümen de 19'uncu Tümen Komutanlığı emrine verilerek sayı 19.400'e çıkarıldı. Buna karşın İngiliz kuvvetlerine 1 Tugay daha eklenerek ANZAK Kolordusu sayısı 25.000'i buldu. Bu taarruzun amacı; Bombasırt-Merkeztepe çizgisi esas alınarak Haintepe eksenine doğru geliştirilecek ve böylece ANZAK Kolordusu çıkış yerinde sıkıştırılarak denize dökülecekti. Taarruz sabahı Türk topçusunun ateşiyle başladı ve geceye kadar sürdü. Ancak ANZAK'lar üst üste aldığı takviye güçle Türk hücumuna başarıyla direndi. O gün akşamı Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal arkadaşlarına şu bildiriyi yayımladı: "Benimle burada muharebe eden bütün askerler kesinlikle bilmelidir ki bize verilen namus görevini yerine getirmek için bir adım geriye gitmek yoktur."
    "Bütün arkadaşlarımın fikir birliğinde olduğuna ve düşmanı denize dökmedikçe yorgunluk belirtisi göstermeyeceklerinden şüphem yoktur."

    İngilizlerin ve dolayısıyla ANZAK'ların Arıburnu çıkarması yaptığı 25 Nisandan 5 Mayısa kadar buradaki tüm birlikler 19'uncu Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal'e bağlıydı. Ancak bu durum Mustafa Kemal üzerinde ağır bir yük oluşturuyordu. Bu nedenle 5 Mayıs 1915'te 5'inci Ordu Komutanı Liman Paşa Arıburnu Bölgesi'nde yeni bir düzenlemeye gitti. Buna göre bölgede şöyle bir tablo oluştu:
    1. Anadolu Grubu,
    2. Güney Grubu (Alçıtepe Güneyi),
    3. Kuzey Grubu (Arıburnu - Anafartalar),
    4. Saros Grubu.

    Burada Kuzey Grup Komutanlığına yani ANZAK'lara karşı savaşacak Türk Birliğinin başına Esat Paşa atandı. Yarbay Mustafa Kemal'in ise Arıburnu Kuvvetleri Komutanlığı sona ererek 19'uncu Tümen Komutanlığı görevi devam edecekti. Bu değişiklikten sonra 5'inci Ordu Komutanı Liman Paşa, Kuzey Grup Komutanı Esat Paşa'ya elindeki tüm kuvvetlerle 19 Mayısta taarruza geçerek ANZAK'ları denize dökmesi için emir verdi. Bu arada Türklerin ani bir saldırı yapabileceğini tahmin etmeyen İngilizler ANZAK Birliklerinin bir kısmını Alçıtepe'ye kaydırmıştı. Böylece bölgedeki askerî denge sağlanmıştı. Bu taarruz daha esaslı bir hazırlık yapılmadığı, birliklerin gece mevzi değiştirmesi sırasında karışması ve hücumların derinlemesi yerine sıkışık hâlde yapılması nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı.

    General Hamilton İkinci Kirte Muharebesi'nde gösterdiği başarısızlığın moral çöküntüsü içine girdi. Ancak gerek Lord Kitchener'in 19 Mayısta Türklerin Arıburnu'nda uğradığı ağır zayiat nedeniyle çektiği teşvik edici telgraf ve gerekse iki generalin önerileri üzerine onun Seddülbahir Bölgesi'nde 4 Haziranda yeni bir taarruz yapma kararına neden oldu. Buna aynı zamanda Üçüncü Kirte Muharebesi de denir. Bu muharebe planı çerçevesinde Arıburnu'nda ANZAK'lar bir gösteri taarruzu yaparak dikkatleri buraya çekecek ve buradaki Türk birliklerini kendine bağlayacaktı. 4 Haziranda başlayan Üçüncü Kirte Muharebesi'nde İngilizler ağır kayıplar verdi ve elindeki deneyimli kuvvetin büyük bir kısmını kaybetti.23
    Ağustos ayına gelindiğinde Seferî Kuvvetler Başkomutanı General Hamilton Çanakkale'de Türklere karşı kesin bir sonuç almak için yeni bir taarruz planı hazırladı. Hamilton bu plan için önce İngiliz Hükümetinden 50.000 ek kuvvet istedi. Böylece bu ek kuvvetle birlikte Hamilton'un asker sayısı 250.000'e ulaştı. Hamilton'un planı; Arıburnu Cephesi'nin kuzeyine çıkarma yaparak Kocaçimen ve Conkbayırı Tepesi'ni ele geçirmekti. Hamilton'un bu planı doğruydu.

    Çünkü Anafartalar sahilindeki Türk birliğine Vilmer adlı bir yarbay komuta etmekteydi ve dört taburdan ibaretti. Ayrıca Arıburnu Cephesi'ndeki bir kısım Türk birlikleri de geri çekilmişti. Hamilton'un bu planı gereğince 2'nci Avustralya ve Yeni Zelanda Tümeni ve Kolorduyu takviye eden diğer kuvvetler Conkbayırı'nın sıklet merkezine saldırdı. Bu taarruz sırasında 1 'inci Avustralya Tümeni Türk Kuzey Birlikleri'nin güney kısmından kuzeye kuvvet yardımını önlemek ve kuzey kanadındaki birlikleri güney kanada çekmek amacıyla Kanlısırt'a 6 Ağustos 1915'te bir taarruz yaptı ve bölgeyi ele geçirdi. İki gün süren kanlı muharebelerden sonra Türkler bölgeyi tekrar geri aldı.

    İngilizler 6/7 Ağustos gecesi Türk mevzisinin kuzey kanadında meydana gelen gedikten geçerek bir kol sağdan Conkbayırı'na diğer kol da soldan Kocaçimen istikametine ilerledi. Kanadı korumakla görevli iki Türk taburu doruğa doğru çekilmiş olduğundan Conkbayırı'na ilerleyen İngiliz -ANZAK'ların önü açıktı. Düşman büyük bir fırsat yakalamıştı. Ancak İngiliz -ANZAK ordusunun sevk ve idaresindeki hatalar bu fırsatı değerlendirmeyi engelledi. Kocaçimen istikametinde ilerleyen sol kol ise fundalık ve sarp arazide gerilla savaşı ile Türk birlikleri tarafından durduruldu.25
    Anafartalar kıyısına çıkan İngiliz ve ANZAK Kolordusu Mestantepe'den ileri geçemedi. Bunun böyle olmasının nedenleri; İngiliz -ANZAK Birliklerinin çok yavaş hareket etmesi ve bölgede bulunan Binbaşı Vilmer komutasındaki Türk birliğinin bölgeyi kahramanca savunmasıydı. Bu durum karşısında Gelibolu'dan Anafartalar'a sevk edilen Türk birliğinin başına Kurmay Albay Fevzi ÇAKMAK getirildi. Albay Fevzi Anafartalar Bölgesi'ne gitmeden önce 5'inci Ordu Karargâhı'na uğrayarak Liman Paşa'dan gerekli emri almıştı. Albay Fevzi Anafartalar'a vardığında düşmanın ağır hareket ettiğini görerek gece taarruzu yerine taarruzu bir gün sonraya yani 9 Ağustos'a erteledi. Bu aslında yorgun Türk Birlikleri için yerinde bir karardı. Ancak Liman Paşa bu karara çok kızarak Albay Fevzi'yi görevden alarak yerine Anafartalar Grup Komutanı olarak Mustafa Kemal'i atadı. Liman Paşa bu kararıyla yalnız Anafartalar Savaşı'nı kazanacak komutanı seçmedi; aynı zamanda Türk milletinin kaderini yönlendirecek bir komutanı dünya kamuoyu önüne çıkarıyordu.

    Anafartalar Grubu komutanlığına getirilen Mustafa Kemal 9 Ağustosta Çamlı Tekke'deki karargâha geldi ve vakit kaybetmeden Albay Fevzi Bey'in kararlarının aynen tatbikini istedi. 9 Ağustosta durum çok kritikti. Conkbayırı'na çıkan İngiliz - ANZAK Birlikleri tepenin bir kısmını ele geçirmişti. Anafartalar'da ise 9'uncu İngiliz - ANZAK Kolordusu 1 tümeniyle Kireçtepe ve Küçük Anafartalar istikametinde ileri harekâta geçmişti. Bu durumda Türk birliklerinin taarruz planı şöyle idi: Kuzeyde Kireçtepe'ye taarruz eden İngiliz - ANZAK'lar 12'nci Türk Tümeninin bir alayı ile tutulacak ve Mestantepe'deki Binbaşı Vilmer komutasındaki müfreze de karşı saldırı


    yapacaktı. Bu plan dâhilinde 9 Ağustos günü yapılan şiddetli taarruz sonucu Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal'in askerî dehası sonucu 20.000 kişiye karşı 50.000 kişilik İngiliz - ANZAK Kolordusu geri püskürtüldü ve Anafartalar Ovası dışına çıkamadı.

    9-10 Ağustos Muharebelerinden sonra General Hamilton yavaş yavaş ümidini kaybetmeye başlamıştı. İngiliz Harbiye Nazırı'ndan 10.000 kişilik bir ek kuvvet daha istedi. Hamilton Conkbayır ve Anafartalar'da 6 tümen kullanmıştı. Şimdi buna ilaveten Mısır'dan 6 tümen daha getirtip tekrar şansını denemeye karar verdi. Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in emrinde ise düşük sayılı 5 tümen vardı. Böylece kuvvet dengesi ikiye bir oldu. İngilizler bu yeni taarruzu 21 Ağustosta başlattı. Taarruzun ağırlık merkezi Anafartalar idi. İngilizlerin planına göre; ANZAK Kolordusu da Damakçıl Bayırı'ndaki 9 taburluk bir kuvvetle Kayacıkağılı - Susakkuyu çizgisine taarruz edecekti. Bu taarruzda İngilizler bazı Türk mevzilerine girmeyi başardıysa da gece yarısına kadar devam eden taarruzlar sonucu 12'nci Tümen düşmanı mevzilerden atmayı başardı. 7'nci Tümenin sağına taarruz eden ANZAK'lar ise Kayacıkağılı'nda bir taburumuzun mevzisine girdi. Yapılan karşı taarruzlara rağmen ANZAK'lar buradan atılamadı. 21 Ağustos taarruzunda düşmanın elde ettiği tek başarı bu oldu.

    Başkomutan General Hamilton'un Anafartalar Muharebesi'nde ilk hedef olarak ulaşmak istediği Kocaçimen - Tekketepe hattı yalnız gerçekleştirmek istediği kuşatma manevrasının dayanak noktası değil aynı zamanda karaya çıkan İngiliz askerlerinin güvenliği açısından da önemliydi. Bu hattın Türklerin elinden alınamaması Hamilton'un planının iflası demek oluyordu. Burada bir noktayı daha atlamamak lazım. O da Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in önsezisi ve askerî dehasını bir kez daha burada göstermesidir.


    Çanakkale Cephesi'ni Boşaltma Harekâtı

    Çanakkale Cephesi'nin boşaltılması birçok komutana göre en az çıkarma kadar kayıplara neden olabilecek bir hareket olarak görülüyordu. Öncelikle Çanakkale Cephesi'nin boşaltılmasına neden olan olayları irdeleyecek olursak; İngilizler Ağustos 1915'e kadar giriştikleri birçok taarruzda amaçlarına ulaşamadı. Son Anafartalar yenilgisinden sonra General Hamilton İngiltere'den ek kuvvetler isteyerek bunlarla başarıya ulaşabileceğini iddia etti. Ancak Lord Kitchener Fransa'da Almanya'ya karşı büyük bir taarruz hazırlığı yapıldığını belirterek Hamilton'un bu isteğini geri çevirdi. Bu arada Bulgaristan Almanya'nın yanında savaşa girerek Almanya'ya silah ve teçhizat yardımı için İstanbul yolunu açtı. Bu durum karşısında Yunanistan ve Sırbistan da İngiltere ve Fransa'nın yanında savaşa girdi. Ancak bu devletler Almanya ve Bulgaristan tehlikesine karşı müttefiklerinden yardım istedi. Bu isteğe İngiltere ve Fransa'nın evet demesi üzerine Selanik Cephesi'nin açılması gündeme geldi. Bu durumda General Hamilton'un Çanakkale Cephesi için ek kuvvet istemesi şöyle dursun Çanakkale'den bir kısım kuvvetin Selanik Cephesi'ne nakli gündeme geldi.


    Böylece Çanakkale Cephesi eski önemini kaybetmiş oldu.

    11 Ekim 1915'te Lord Kitchener General Hamilton'a "Bir tahliye yapılırsa ne kadar zayiat olabileceği"ni sordu? Hamilton verdiği cevapta; "tahliyeye karşı olduğu"nu belirtti. Bunun üzerine Hamilton görevden alınarak yerine General Sir Charles Monro Çanakkale ve Selanik Kuvvetleri genel komutanı olarak atandı. General Birdvvood da sadece Çanakkale Kuvvetleri komutanı oldu. 4 Kasım 1915'te Lord Kitchener General Birdvvood'a bir telgraf çekerek Çanakkale Cephesi'nin çok gizli ve sükûnet içinde boşaltılması için bir plan hazırlamasını istedi. Bunun üzerine General Birdvvood Türklere cephenin boşaltıldığının hissettirilmemesi için sadece Arıburnu ve Anafartalar'ın boşaltılması için üç evreli bir plan hazırladı. Buna göre;

    1. İlk evrede: ihtiyatların, hayvanların ve arabaların tahliyesi,
    2. İkinci evrede: insan, hayvan ve topların tahliyesi,
    3. Üçüncü evrede: geride kalan artçı birlikleriyle hayvanların, topların, donatımın ve sağlık teşkilatının tahliyesi.


    Bu plan çok gizli bir şekilde ve Türk tarafına sezdirilmedin uygulandı. Planın birinci evresi 10 Aralık 1915'te sona erdi. İkinci evresi de 18 Aralık 1915'te bitti. 18 Aralık 1915 akşamı başlayan üçüncü evresinde ise 11.000 kişi ve topların yarısı İmroz Adası'na gönderildi. Böylece 21 Aralık 1915'e kadar Arıburnu ve Anafartalar Bölgesi'nin tahliyesi başarıyla tamamlandı. İngilizler boşaltma emri aldıkları 8 Aralıktan 21 Aralığa kadar Arıburnu ve Anafartalar Bölgesi'nden toplam 88.048 er ve subay, 186 top, 1697 atlı araba, 21 motorlu araç, 4695 at ve katırı gemiye yükleyerek İmroz Adası'na götürdüler.Bu boşaltma işlemi içinde ANZAK askerleri de yer aldı. Çünkü onlar Arıburnu ve Anafartalar Bölgesi'nde bulunuyordu. Çanakkale'den çekilen ANZAK askerleri tekrar Mısır'a döndü. Bu arada Avustralya ve Yeni Zelanda'dan getirilen ek kuvvetlerle iki kolordu hâline getirilen ANZAK'ların bir kolordusu Türklere karşı savaşmak için Ortadoğu'ya diğer kolordu da Fransa Cephesi'ne gönderildi.


    Sonuç

    Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine İngiltere kolonilerinden asker yardımı istemiş, Avustralya 26.111 ve Yeni Zelanda'da 7571 askerini

    donanmayla İngiltere'nin hizmetine vermiştir. Bu askerler Avustralya'nın King George Limanı'ndan hareketle önce Mısır'a geldi. Burada bu askerler İngiliz Savaş Bakanlığının uygun görmesiyle VVlIliam Riddle Birdvvood'un komutasında bir kolordu hâline getirilerek iki ülkenin isminin baş harflerine atfen ANZAK ismini aldılar. ANZAK'lar Kanal Cephesi'nde Türklere karşı kolay bir zafer kazandıktan sonra Çanakkale Cephesi'nin açılması üzerine burada savaştırılmak üzere Mısır'dan Limni Adası'na sevk edildi.

    25 Nisan 1915'te Arıburnu'nda ilk çıkarmayı yapan birlikler bu ANZAK'lar oldu.
    Burada onların görevi hem Gelibolu Yarımadası'nın tam ortasından kuzey - güney istikametinde bir koridor açarak Çanakkale Boğazı'na ulaşmak hem de yarımadanın güney ucundaki Türk askerine İstanbul -Saros Körfezi istikametinden yardım gelmesini önlemekti. Bu nedenle ANZAK'lar Çanakkale Cephesi'nde İngilizler tarafından en kritik bölgede görevlendirilmiş ve sonuçta da çok kayıp vermiştir.

    ANZAK'lar Çanakkale Cephesi'nde kendilerini bir sömürge askeri olarak değil millî bir Avustralyalı ve Yeni Zelandalı ruhu ile savaşarak ülkelerine döndüklerinde bu millî şuurun hızla gelişmesine neden olmuştur.

    Aynı zamanda Çanakkale Savaşları Mustafa Kemal'in tarih sahnesine çıkıp kendini geleceğin komutanı ve lideri olarak ispatladığı yerdir. Çanakkale Cephesi'nde Mustafa Kemal ANZAK'lara karşı Arıburnu ve Anafartalar'da savaşarak savaşın en kritik noktasında kritik kararlar vererek bir milletin alın yazısıyla rol oynayan komutan olarak tarihe geçmiştir.

    Diğer yandan Çanakkale Savaşları tarihte hiç birbirini tanımayan iki ulusun yani Türklerle Avustralyalı ve Yeni Zelandalıların gelecekte ulus ve devlet olarak dostluk köprüsünü kurduğu bir savaş olarak tarihteki yerini almıştır.



    Yrd. Doç. Dr Bayram AKÇA., Muğla Üniversitesi, Fen - Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü


         

    " Senin sessizliğini anlamayan, muhtemelen senin sözlerini de anlamaz. "
    — Elbert Hubbard
    Alıntı  
     

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 09-05-2014, 07:48 PM
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-27-2011, 11:31 PM
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-27-2011, 11:27 PM
Bu Konudaki Etiketler

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Yetkileriniz
  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •