Günün Sözü
5 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Dünya Edebiyatı - SAGA, Sagalar

  1. #1 Dünya Edebiyatı - SAGA, Sagalar 
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    4.442

    Dünya Edebiyatı


    SAGA


    Saga, Orta Çağda Viking, Cermen ve İzlanda edebiyatında düz yazı anlatım türlerinden biridir.

    Geniş olarak ele alındığında "saga" terimi, her türlü düzyazı öykü veya tarihî anlatıyı (azizlerin yaşamları, diğer dillerden yapılmış çeviriler ya da başka din dışı hikâyeler) kapsar. Daha dar anlamda ise yazarın, geçmişte yaşanan olayları, hayâl gücüyle yeniden kurguladığı ve okuyucularına estetik bir şekilde aktardığı tarihsel öykülerdir.



    Çağımız araştırmacıları sagaları pek çok alt gruba ayırır. Bunlardan bazıları, İskandinav hükumdarlarının yaşamlarını ele alan "kral sagaları", mitolojik ve efsanevî olaylardan bahseden sagalar ve "aile sagaları" adıyla da bilinen "İzlanda sagaları" olarak sayılabilir. Bunlar arasında en çok bilinen ve edebî olarak üstün tutulanlar İzlanda sagalarıdır. Daha ziyade soyluları ele alan sagalardan farklı olarak İzlanda sagaları genellikle çiftçilerin başına gelen olaylardan bahseder. Ana karakterler çiftçi olmasalar bile saga okuyucularından daha üst sınıfta değildirler. Tahminen 930-1050 yılları arasındaki dönemin "Sagalar Çağı" olarak anılmasını sağlayan bu sagalar yaklaşık olarak 1190-1320 yılları arasında yazıya geçirilmiştir.


    İzlandacada "söylemek" anlamına gelen "segja" eyleminden türeyen "saga" sözcüğü, sözlük anlamı olarak "söylenen, söylenmiş şey" anlamlarına gelir. Bu türetme dahi başlı başına İzlanda edebiyatında sözlü anlatımın ne denli önemli yer tuttuğunun bir kanıtı niteliğindedir. Bu durum, günümüz edebiyat tarihçileri ve araştırmacılarına sagaların tarihsel olaylar ve gerçeklerden ziyade sanatsal güzellikler yansıtmak amaçlı olduklarını düşündürtse de, bir toplumun gelenek, görenek ve yaşayışlarını ele almaları bakımından sagalar eşsiz kaynaklardır. Ayrıca sagalarda, İzlanda'da Hıristiyanlık öncesi Pagan döneme dair bir önemli bilgilere de rastlanmaktadır.


    Sagalarda kahramanlıklar ve sadakat gibi erdemler ön plandadır. İntikam duygusu ve özellikle kan davaları sıkça işlenen konulardır. Günümüz hikâye ve romanlarından farklı olarak karakterlerin ve tiplerin davranışlarını yönlendiren iç düşüncelerine ya da yazarın kişisel bakış açısına yer verilmez.



    Möðruvallabók'tan bir sayfa


    Toplam otuz ya da kırk kadar İzlanda sagası bulunmaktadır. Bunların içinde en tanınmışları, en ünlü Orta Çağ yazarlarından Snorri Sturluson'a ait olduğu sanılan "Egils saga" (Egill'in sagası), bir kanun kaçağını konu alan "Gísla saga" (Gísli'nin sagası), sevdiği erkeğin ölümüne sebebiyet veren Gudrun'ün ve ailesinin diğer üyelerinin trajik öykülerini anlatan "Laxdæla saga" (Laxárdal [Hanesinin/Halkının] sagası) ve önemli bir kesim tarafından en iyi saga olarak kabul edilen kahraman Gunnarr ve bilge Njáll ile oğullarının öykülerinin anlatıldığı "Njáls saga" (Njáll'ın sagası) olarak sayılabilir. 13. yüzyılda bulunan Möðruvallabók adlı bir el yazmasında on bir adet İzlanda sagası bulunmaktadır.


    13. yüzyıla doğru, konularını efsanelerden alan sagalar giderek yaygınlaşmıştır. Tarihsel gerçeklere bağlı kalmamakla birlikte doğaüstü öğelerle süslü olan bu sagalar İzlanda'nın keşfinden önceki İskandinav tarihini anlatır. Genellikle epey eski olayları ululaştırarak anlatan ve "Fornaldar saga" (Antik Çağ sagası) olarak bilinen bu sagaların en ünlülerinden biri Nibelungen efsanelerinin anlatıldığı 1270 tarihinde yazılan "Völsunga saga"dır.


    İzlandacanın geçmişten günümüze dek çok az değişmesinin sonucu olarak sagalar, hâlen ilk yazıldıkları hâlleriyle, çeviriye gerek olmaksızın İzlandaca konuşan kişiler tarafından rahatlıkla anlaşılmaktadır.

         

         

    Alıntı  
     

  2. #2  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    4.442

    "Sagalar"


    Bárðar saga Snæfellsáss


    Bárðar saga Snæfellsáss İzlanda sagalarından biridir. İzlanda'nın Snæfellsnes adlı yerleşim yerinde geçer. Öykünün ana karakteri Bárður Snæfellsás'tır. Bárður'ün, tehlikeli bir deniz yolculuğu sırasında Ingjaldur'ü Ingjaldshvoll'dan kurtarmasını konu alır.




    Droplaugarsona saga


    Droplaugarsona saga, muhtemelen 1400'lü yıllarda yazılmış bir İzlanda sagasıdır. Droplaug'un oğulları Grímr ve Helgi'nin yetişkinliklerini konu alır. Fljótsdæla saga'da da tıpkı burada olduğu gibi iki erkek kardeş anlatılır ve bu iki sagada, ayrıntılar oldukça farklı olsa da öykünün gidişatı da dahil olmak üzere epey ortak nokta vardır. Fakat bu etkileşim pek çok İzlanda sagasında görülmüştür; bu bakımdan olağandışı bir durum söz konusu değildir.




    Egils saga


    Egils saga, muhtemelen Snorri Sturluson (1179-1241) tarafından, büyük olasılıkla 1220 ile 1240 yılları arasında yazılmış epik İzlanda sagasıdır. Saga türünün önemli temsilcilerinden biridir ve Viking çağının bitişiyle ilgili pek çok bilgi vermektedir. Sagadaki olaylar genel olarak, Egill Skallagrímsson adında İzlandalı bir viking, çiftçi ve skaltın etrafında geçer. İzlandalı bilginler tarafından genellikle "Egla" olarak bahsedilir.


    Sagada geniş bir zaman dilimi ele alınır. Olaylar, Norveç'te, 850 yılında Egil'in büyükbabası Kveldúfr ("Akşam kurdu") ve iki oğlunun yaşamlarının anlatılmasıyla başlar. Kveldúfr'un oğullarından biri, Þórólfr, Norveç Kralı 1. Haraldr ile karmaşık ilişkileri olan güçlü bir savaşçıdır. Kveldúfr'un diğer oğlu, Egil'in babası Skalla-Grímr Kveldúlfsson'dur. Kveldúlfr bir çobandır ve adını güneşin batışıyla kurda dönüşmesinden alır. Saganın başında yer alan soyağacı, ailenin içine geçmişte devlerin karıştığını gösterir. Þórólfr'un ölümünün ardından, Kral Haraldr'a olan sadakat yemini dolayısıyla, Þórólfr'un herhangi bir suçu olmadığı hâlde, Skalla-Grímr ve babası Kveldúfr Norveç'i terk ederek İzlanda'ya kaçarlar. Skalla-Grímr, Egil ve Þórólfr adlarındaki iki çocuğunu büyüttüğü Borg adlı şehirde çiftçi ve demirci olarak huzurlu bir yaşam sürmektedir.


    Hikâye Egil'in gelecekteki âsiliğine dair belirtiler içeren çocukluğunu anlatarak devam eder. Egil'in tehlikeli tutumu ailesinin toplum tarafından yadırganmasına neden olur ve tekrar huzurlarını kaybederler. 6 yaşındayken ilk büyük belaya bulaşır ve bir baltayla ilk cinayetini işler. Hikâyenin devamında, Egil'in İskandinavya ve İngiltere seyahatleri ile Kral Eric Bloodaxe'e güttüğü kan davası anlatılır. Aynı zamanda diğer kavgalarına, arkadaşlıklarına, ailesiyle olan ilişkilerine ve özellikle erkek kardeşi Þórólfr'a olan düşkünlüğüne, yaşlılığınıa, Roman Katolik olarak vaftiz edilen oğlu Þorsteinn'e dair de pek çok ayrınıtlı betimlemeler bulunmaktadır. Saga 1000 yılı civarında, birkaç nesli ele alarak sona erer ve Þorsteinn'in de pek çok çocuğu hakkında bilgi verir.


    Sagada anlatılan olaylar, Egil'i hayatının çeşitli dönemlerinde -genellikle de savaşlarında- geçmiştir, hatta Egil hayâli olarak şairlik yeteneğini kullanarak kendi hayat hikâyesini de anlatmıştır. Ölmeden önce, iddiaya göre gümüş hazinesini Mosfellsbær yakınlarında bir yere gömen Egil, ona "Silfur Egils" ("Egil'in Gümüşü") adını vermiştir.


    Egil, son derece karmaşık ve anlaşılması güç bir karakterdir. Çok boyutlu yaradılışı, ne çirkin ne de hayret verici derecede yakışıklı erkeklerden oluşmayan, çobanlık geçmişine sahip ailesi hakkındaki dengesiz ve tutarsız davranışlarına yansımıştır. Temkinli ve aklı başında davranışlar sergiledikleri sık sık göze çarpsa da delirmiş gibi, şiddet içerikli ve suçlu oldukları da anlatılmıştır. Bu aile asla kralların yükselişini desteklemese de asla açık bir isyan hareketi içinde de olmamıştır. Egil, sagada aynı zamanda benzer isimler ve çeşitli benzer hikâyerleri anlatan bir öykü anlatıcısı olarak da geçmiştir; iki yakışıklı Þórólfr da kahramanlar gibi ölürlerken kardeşleri Skallagrim ve Egil yaşlılık dönemlerinde, kindar bir şekilde, verimsiz bir dönemde ölmüşlerdir. Kveldúlf'un evlatları, kendilerini iki karmaşık kan davasının içinde bulurlar, üstelik ikisi de kendilerine adeta miras olarak bırakılmıştır.


    Bir edebiyat ürünü olarak Egil's Saga, Njáls saga ve Laxdæla saga ile birlikte en önemli İzlanda sagalarından biri olarak kabul edilmektedir.






    Fóstbræðra saga


    Fóstbræðra saga veya Yeminli Kardeşlerin Sagası İzlanda sagalarından biridir. 11. yüzyıl İzlanda'sında senetlerle başı dertte olan Þorgeirr ve Þormóðr adlı iki yeminli kardeşin hikâyesi arasında ilişki kurar.


    Þorgeirr çok yetenekli ve gözü cesaretten kararmış bir savaşçıdır. Fakat sonraları zevk için insanları öldürmeye başlar.


    Þormóðr ise daha karmaşık bir karakterdir. Şavaşçı, problem çıkarıcı, zampara ve şairdir. Saga aynı zamanda onun özelleşmiş şiirlerini de içerir. Aynı zamanda en büyük yandaşı, kan kardeşini de anlatan bölümler vardır.






    Hallfreðar saga


    Hallfreðar saga bir İzlanda sagasıdır. M.S. 1000 yılları civarında yaşamış Hallfreðr Vandræðaskáld adlı bir şairin hikâyesini anlatır. Saganın içerisinde pek çok aşk hikâyesine de değinilmiştir.




    Hænsna-Þóris saga


    Hænsna-Þóris saga, İzlanda sagalarından biridir. Hænsna-Thorir ("Tavuk-Thorir") lakaplı, varlıklı ama tanınmamış İzlandalı bir çiftlik sahibinin hikâyesini anlatır.


    Thorir, komşusunun kışlık samanını kabul etmez. Bunun üzerine yan çiftliğin sahibi de samanını geri alır. Ancak Thorir onu kıskanıp hem çiftlik sahibini, hem de ailesini kendi çiftlik evlerinde diri diri yakar. Bunun üzerine, Hænsna-Thorir öldürülüp kafası kesilinceye kadar sürecek olan bir kan davası başlar.




    Kormáks saga


    Kormáks saga İzlanda sagalarından biridir. 10. yüzyılda kaleme alınmış İzlandaca bir şiiri içerir. Bu ünlü şiirin adı "Kormákr Ögmundarson, ve Steingerðr, Hayatının Aşkı"dır. Saganın, yazıya geçirilen sagalar arasında ilk işlenenlerden biri olmasına rağmen günümüze kadar iyi korunarak gelmesi şaşırtıcıdır. Kimliği bilinmeyen yazar, halk arasında ağızdan ağıza dolaşan hikâyeleri kendinden pek bir şeyler katmadan neredeyse aynen almış, hayal gücünden pek fazla yararlanmamıştır.




    Laxdæla saga


    Laxdæla saga, Laxárdalur adlı bir aile/sülalenin sagasıdır. En önemli İzlanda sagalarından biridir ve orijinali eski İskandinavca'nın eski bir İzlanda lehçesiyle yazılmıştır.




    Njáls saga


    Njáls saga ("Brennu-Njáls saga" ya da "Njáll'ın Yanışının Öyküsü" olarak da bilinir) İzlanda sagalarının en ünlülerinden biridir. İzlandalılar tarafından sıklıkla "Njála" olarak kısaltılır. Ayrıca "Sagaların kraliçesi" olarak anıldığı da olur.


    Bu epik İzlanda şiiri, pek çok kan davasının seyrini konu alır. Yazarının İzlanda'nın en güney kesimlerinde bir yerde yaşadığına inanılır. Haklı olarak, gelmiş geçmiş en iyi İzlanda sagası olarak ün salmıştır. Ana konusunun genişliği ve metindeki kaynaklara yapılan zekice imalar, yazarın iyi eğitim almış kültürlü biri olduğunu düşündürmektedir.


    Olaylar 960 ve 1020 yılları arasında vukuu bulurlar. 999 yılındaki İzlanda'nın Hıristiyanlaşması ve 1014 yılında, Dublin'deki Clontarf Savaşı da Njáls sagada detaylı bir biçimde anlatılmaktaddır.


    Eser bilinen tarihi doğrulayıp günümüzde de yerleri bulunabilen yerlerden basetse de, bilginler hâlâ metinde anlatılan yerler ya da olaylar arasında efsanevî, aslında yaşanmamış olaylar ile hikâye anlatıcılığı sanatına dair kanıtlar aramaktadırlar. Sagada olayların başlamasına neden olan temel olay, Njáll'ın çiftlik evine saldırılması ve yakılmasıdır. Bu olayın gerçekliği, yapılan arkeolojik kazılarla da ispatlanmış, söz konusu bölgede yanık bir yapının kalıntılarına rastlanmıştır.


    Sagada ayrıca İzlanda Milletler Topluluğu'nun kan davalarını çözebilmek için uyguladığı yöntemlerden de bahseder. Ünü İzlanda'nın dışına kadar yayılan eser, Brian Boru'nun ölümünün ve Clontarf Savaşı'nın pek de somut tarihe dayanmayan betimlemelerini de içerir.


    "Njál" isminin kökeni Galiçyaca "Niall"dir ve günümüzde de İngilizcede "Neil" olarak geçmektedir.


    İlk bölüm Hrútur Herjólfsson ve Unnur'ün nişanlanmalarından boşanmalarının çirkin mirasına kadar geçen süreyi kapsar. Norveç'teki yiğitliklerinden ötürü onurlandırılan Hrútur, sonraki evliliğini yaşlanmakta olan Ana Kraliçe Gunhildr'in aşığı olarak yok eder. İzlanda'da bir karısı olduğunu reddedince, evliliğini tamamlama yetisi elinden alınarak lanetlenir. Unnur ondan boşandıktan sonra, Unnur'un babasıyla dövüştükten sonra aldığı çeyizi elinde tutmaya devam eder. İzlanda yasalarına göre bu davranış haksızlık olarak değerlendirilmektedir.


    İlk bölüm, Hrútur'ün anlayışını, güzel yeğeni hakkında "Hırsızların gözlerinin aile içine nasıl girdiğini bilmiyorum" şeklinde yorum yapmasıyla açıklar. Hallgerður adlı bu yeğenden ilk iki evliliği süresince bahsedilir. Hallgerður’ün iki eşi de onu kendi kızı gibi büyüten ama aslında öz babası olmayan, aşırı sevgi gösterip duygusuz ve yabanî olan babasının baltasıyla ölürler. Hallgerður, ilk ölümde babasını kışkırtmıştır ama her ne kadar ikinci kocası aralarındaki bir kavga yüzünden ölse de bu ölümü içine sindirememiştir. Aile bağlarına rağmen Þjóstólfur'ü öldürerek ölümün intikamını alan ise Hrútur olur.


    Gunnar ve Njal;
    Gunnar Hámundarson ve Njáll Þorgeirsson (Njal) arasında geçen hikâyedir. Gunnar fiziksel olarak göze çarpacak derecede üstün yetenekli bir adamken, Njal ise müthiş zeki biridir ve Gunnar'ın yakın arkadaşıdır. Gunnar, Unnur'ün Hrútur'e karşı çeyiz şikayetini çözmek mecburiyetinde kalınca, Njal ne yapması gerektiğine dair ona bazı tavsiyelerde bulunur. Becerikli bazı hilelerle, Gunnar, Hrútur'ün evi üzerinde hukukî işlemler uygulamaya başlar.


    Gunnar Althing'e gider ve burada Hallgerður'ü görür. İkisi de birbirlerine aşık olurlar ve Hrútur'ün, Hallgerður'ün karakterine dair uyarıları ile Njal'ın şüphelerine rağmen nişanlanırlar.


    Hrútur ve Njal, Hallgerður Njal’ın eşi Bergþóra ile çatışmaya başladığında iyice tanınmışlardır. Hallgerður, Njal'ın evinde yaşayanları öldürerek pek çok karakterin aklını çalar. Ame cesaretsiz, ürkek Bergþóra kanının intikamını alır. Her cinayetin ardından, kocaları kurbanların durumlarına göre maddi ödemeler yapmaktadırlar. Beşinci kurban Þórður Freedmansson, Njalsson'ların; Þráinn Sigfússon'un, Gunnar’ın amcası ve Hallgerður'ün damadı'nın manevî babası, katillerle işbirliği yapar. Kan davası bitip maddî ödemeler yapıldığında Þráinn'in cinayetteki varlığı daha sonra zıtlaşmalara neden olur.




    Gunnar'ın kan davaları
    Hallgerður, aşıklarından birini, Otkell adında huysuz bir adamın evini soymak için kullanır. Gunnar anîden para ödemelerinin yapılmasını rica eder, ama teklifi kabul edilmez. Kendini, Njal'ın yardımıyla kazandığı bir hukuk mücadelesinin ortasında bulur. Hallgerður'ü de hırsızlık konusunda azarlarken ona bir tokat atar.


    Bu olayı, Otkell'in kazayla Gunnar'ı yaralaması takip eder. Bu yaralanmayı hakaretler takip eder ve Gunnar istemese de intikamını almak zorunda kalır. Erkek kardeşi Kolskeggur'ün geciken yardımıyla, Otkell ve yandaşlarını öldürür.


    Njal'ın etkisiyle yeni bir ödeme düzenlenir ve Gunnar'ın ünü yayılır. Njal, Gunnar'ı bu kötü şöhretin onu bir kiralık katil gibi cinayetler üzerne kurulu bir kariyere iteceği konusunda uyarır.


    Daha sonra, Gunnar, Starkaður adlı bir adamın at üzerine dövüş yapma teklifini kabul eder. Dövüş esnasında, Starkaður hile yapar ve Gunnar kendini yepyeni bir kavganın içinde bulur. Njal onları uzlaştırmaya çalışır ama Þórgeir Starkaðsson onu reddeder. Gunnar, iki erkek kardeşiyşe bir seyahatteyken Starkaður ve adamları tarafından pusuya düşürülür. Dövüş esnasında on dört saldırgan ile Gunnar'ın erkek kardeşi Hjörtur ölür.


    Unnur’ün oğlu, Mörður Valgarðsson Gunnar'dan nefret etmekte ve onu son derece kıskanmaktadır. Njal'ın Gunnar'a dair bir kehanetini öğrenir. Njal, Gunnar'ın aynı aileden iki kişiyi öldürmesi hâlinde kendisinin de öleceğini söylemiştir. Ödeme anlaşmasına göre borcu ödenmeyen bazı alacaklıları kışkırtarak Gunnar'ın üzerine salan Mörður, amacına ulaşır. Gunnar dövüşü kazanmıştır, aama aynı aileden ikinci kişiyi de öldürür. Bunu takip eden hesaplaşma Gunnar ile Kolskeggur'ün İzlanda'yı üç yıllığına terk etmelerini gerektirir.


    İzlanda'ya en azından mülteci olarak geri dönmek için bazı düzenlemeler yapılır. Ama Gunnar evinden ayrıldığından beri anayurdunu çok özlemekte, İzlanda'nın güzellikleri tarafından adeta büyülenmektedir ve yasalara karşı gelmek pahasına yurdunu terk etmeyi reddeder. Ayrıldığından beri düşmanları dışında hiçbir şeyin değişmediğini, Mörður de dahil olmak üzere tüm düşmanlarının intikam hırsıyla yanıp tutuştuklarını görür. Boyun eklemi kırılana dek kendi evinde saklanır. Hallgerður, Gunnar'ın boynunu tedavi etmek için saç tellerini vermeyi reddederek kalıcı bir alçaklık ve ihanette bulunur. Bunu, daha önce Gunnar'ın ona attığı tokatın intikamını almak için yapmıştır. Gunnar'ın düşmanları, Mörður’ün onu evin içindeyken ateşe verme yönündeki teklifine karşı gelirler ve bunun çok onursuz bir davranış olduğunu ileri sürerler. Ama sonunda Gunnar'ı çıkarmak için çatıyı yıkarlar. Njal’ın oğlu Skarp-Héðinn, yeni bir heesaplaşma ayarlanmadan önce, intikam alma konusunda bazen Hogni Gunnarsson'u desteklemiştir.




    Kári ve Njalsson'lar
    İskandinav hükümdarları iki büyük keşif gezisine özellikle saygı gösterirler: Þráinn Sigfússon'un ve Njal'ın iki küçük oğlununki. Bunların her ikisi de büyük bir saygı, onur ve kıvançla, ayrıca dostlarla geri dönmüştür. Þráinn kötü niyetli hain Hrappur'la gelir. Njal aralarındaki anlaşmazlıkların onları sadece onursuzluğa ittiğini, kaybettiklerini itibarlarını halkın önünde geri kazanmaları gerektiğini söyler. Þráinn anlaşma yapmayı reddeder ve Hallgerður de dahil olmak üzere hizmetkarları ona hakaret edip onurunu kırarlar.


    Sıradaki, saganın en dramatik dövüşüdür. Njalsson'lar ve Kári, Þráinn ve hizmetkarlarını pusuya düşürmeye çalışırlar. Aralarında buzdan bir köprü vardır. Skarphéðinn erkek kardeşlerine teişip onları geçer, nehre atlar ve Þráinn'i buzda kaydırarak boynunu vurup kafasını keser. Aralarında Hrapp'ın da olduğu dört adam bu dövüşte öldürülür.


    Þráinn’in erkek kardeşi Ketill, Njal’ın kızı ile evlidir ve ikisi, diğerlerinin arasında bir anlaşmaya varılmasına neden olurlar. İleride yaşanması olası çekişmeleri durdurabilmek için, Njal, Þráinn'in oğlu Höskuldur'ü evlat edinir. Höskuldur, Njal’ın evinde sevgiyle yetiştirilir ve ondan hiçbir şey esirgenmez. Artık tamamen büyüdüğünde, Njal onun şef olarak iyi bir iş ve Hildigunn adında uygun bir eş bulmasını sağlar.


    Bunun ardından saga, milattan sonra 999 yılında İzlanda'da dinin değişip Hıristiyanlığın gelmesini anlatmaya başlar.


    Höskuldur ve Flosi; Yanış
    Mörður Valgarðsson, artık Höskuldur'ü başarılı bir reis olabilecek düzeyde bulmaktadır, zira bir reis olarak verimliliği düşmektedir. Njalsson'lar ile Höskuldur'ü birbirlerine düşürür ve ebedî düşmanlar olmalarını sağlar. Mörður ve Kári, kışkırtmalardan çabucak etkilenirler ve onu tarlasını ekerken öldürürler. Bir karakterin dediği gibi, “Höskuldur, nedensizlikten çok daha boşu boşuna öldürüldü; herkes onun yasını tutuyor; ama manevî babası Njal'dan fazla kimse üzülmüyor”.


    Flosi, Höskuldur’ün karısının amcası, güçlü reislerden de yardım alarak katillerden intikamını alır. Hildigunn tarafından sadece kanı yerde bırakmamaya zorlanmıştır. Njalsson'lar kendilerini Althing'de, yardım için yalvarırken bulurlar.


    Herkes Althing'i terk eder ve planın açığa çıkarılması için kehanetlerle bazı belirtiler hazırlar. Yüz adam Njal'ın evine çullanır. Njal, oğullarının evlerini koruyabileceklerini ve bu doğrultuda bir plan yapmalarını önerir. Diğerleri de bunun saçma ve aptalca bir düşünce olduğunu düşünseler de çaresiz kabul ederler. Flosi ve adamları binayı ateşe verir.


    Şimdi hem masumlar, hem de suçlular alevlerle kuşatılmışlardır. Flosi masumların dışarı çıkmasına izin verir ama Njal, Bergþóra ve torunları Þórður, suçlularla ölmek için içeride kalılar. Helgi de dışarıya çıkmaya izni olmadığı hâlde böyle bir girişimde bulunduğu için öldürülür. En sonunda on bir kişi ölür, ama dumanların görüşü kısıtlamasından faydalanıp kaçan Kári bu on bir kişinin arasında değildir. Flosi, Kári'nin bu yangının intikamını almak için geri döneceğini biliyordur.


    Saga, bu hazin yangınla son bulur.

         

    Alıntı  
     

  3. #3  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    4.442




    Ragnarssona Eski Nors dilinde Viking savaşçısı Ragnar Lodbrok ve oğullarının maceralarının anlatıldığı sagadır.


    Ragnar Lodbrok
    Efsaneye göre Sigurd Hring'in ölmesiyle İsveç ve Danimarka kralı olarak tahta Ragnar Lodbrok geçer. Genç kralın tecrübesizliğinden faydalanmak isteyen çok sayıda yabancı ülke krallık topraklarını işgal planları yapmaya başlar. Ragnar, kendisine bağlı vasallardan Götaland earlü Herrauðr'ün kızının beslediği yılanı öldürerek Thora ismindeki kızla evlenmeye hak kazanır. Evlilikten iki oğlu Eric ve Agnar doğsa da kısa bir süre sonra Thora hayatını kaybeder. Aslaug adındaki bir kızla evlenen Ragnar'ın bu evlilikten İvar, Björn, Hvitserk ve Sigurd adında dört oğlu olur.


    Ragnar'ın oğulları büyüyünce kendilerini ispat etmek için çeşitli seferlere çıkarlar. Bu kapsamda düzenledikleri askeri harekâtlarda Sjælland, Yutland, Gotland ve Öland'ı fethederler. Kardeşlerden ünlü bir berserker olan İvar, Lejre'de hükümdarlığını ilan eder. Ragnar, oğullarının kendi başarılarını gölgelemesini istemez, İsveç'deki topraklarının hükümdarı olarak Eysteinn Beli'yi atar ve topraklarını oğullarına karşı korumasını emreder. Ragnar bir yaz mevsimini Baltık sahillerini yağmalayarak geçirirken, oğulları Eric ve Agnar Mälaren Gölü'ne giderler. Eysteinn'e mesaj göndererek görüşme taleplerini iletirler. Eysteinn'den kendilerine bağlılık yemini edip vasalları olmasını ve kızını eş olarak Eric'e vermesini isterler. Eysteinn konuyu İsveçli kabile reislerine danışır ve Eric ile Agnar'a saldırır. Uzun bir muharebenin ardından galip gelir, Agnar ölmüş, Eric ise esir edilmiştir. Barışçıl bir çözüm isteyen Eysteinn Eric'i serbest bırakarak kızıyla evlenebileceğini söyler. Ancak bu şekilde mağlup olduktan sonra yaşamak istemediğini belirten Eric savaşta ölenlerle birlikte ölmek istediğini söyler ve arzusu üzerine kazığa oturtulur. Olanları öğrenen Aslaug ve oğulları ölen kardeşlerinin öcünü almak için harekete geçerler. Uzun bir muharebe sonucu Eysteinn mağlup olur ve öldürülür. Ragnar intikamın kendisi olmadan alınmasına sinirlenerek İngiltere'yi çok az bir kuvvetle fethetmek için sefere çıkar. Oğullarından daha iyi bir savaşçı olduğunu ispatlamak için giriştiği seferde Dovre ve Lindesnes'de kıyıya çıkaracak İngiliz topraklarını yağmalamaya başlar.


    Ragnar'ın ölümü ve oğullarının intikamını almaları
    Northumbria kralı Ælla, Ragnar'ın yağmacı ordusunun geldiğini öğrenince oldukça büyük bir kuvvetle Vikinglere saldırarak Ragnar'ı yener.Efsaneye göre Ragnar üzerindeki Aslaug tarafından işlenmiş yelek sayesinde yara almaz. Sonunda yılanlarla dolu bir kuyuya atılınca da yılanlar onu ısırmayınca üzerindeki yelek çıkartılır ve Ragnar yılanlar tarafından öldürülür. Ragnar'ın oğulları İngilizlere saldırsa da başarısız olup geri çekilirler. Ragnar'ın oğullarından İvar Ælla'ya babasının ölümünden sonra ülkesine eli boş dönemeyeceğinin söyleyerek en azından kan parası olarak bir ahır büyüklüğünde arazinin kendisine verilmesini ister. Bu arazinin kapladığı alanı ince bir şerit şeklinde oluşturan İvar günümüzde York adıyla bilinen toprakların etrafını çevirerek bölgeye yerleşir. Bölgede varlığını kabul ettiren İvar, Vikinglerin İngiltere'de kalıcı olmasını sağlar. Sonraki dönemde kardeşlerini Ælla'ya karşı savaşa çağıran İvar savaşa kardeşlerinin yanında katılır. Ælla mağlup olur ve işkenceyle öldürülür. İvar kuzeydoğu İngiltere'da yönetimi ele geçirir. İki oğlu Yngvar ve Husto Doğu Anglia Kralı Edmund'u öldürerek iktidarı ele geçirir. Ragnar'ın oğulları yağma seferlerinde İngiltere, Galler, Fransa ve İtalya topraklarına saldırırlar. İskandinavya'ya geri döndüklerinde kardeşler arasında krallık bölünür. Björn Uppsala ve İsveç'i, Sigurd Zealand, Scania ve Halland'ı alır. Agder Oppland'ı, Hvitserk ise Jutland ve Wendland'ı alır. Sigurd Ælla'nın kızı Blaeja ile evlenir ve oğulları Hardeknud doğar.


    Efsane sonrasında İngiliz, Danimarkalı ve Norveç krallarına dair anlatımlarla sürer.

         

    Konu Lale tarafından (03-27-2017 Saat 10:32 AM ) değiştirilmiştir.
    Alıntı  
     

  4. #4  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    4.442

    NART DESTANLARI




    Nart destanları (Adigece: Нарт эпос; Karaçay-Balkarca: Нарт таурухла; Osetçe:Нарты кадджытæ; Narty kaddžytæ; Çeçence:Нарт Аьрштхой) , Kuzey Kafkasya halklarının sözlü geleneği içerisinde anlatılan ve büyük ölçüde derlenmiş olan yiğitlik destanı.




    Adıge Nartlarının destanları 7 cilt (ve basımı tamamlanamamış 8. cilt), 26 bölüm ve 700'den çok metin halinde derlenip 1968-1971 yılları arasında Maykop'ta yayınlanmıştır. Destan, değişik karakterdeki çok sayıda kadın ve erkek kahramanı, gök ve yer tanrılarını, yarı tanrıları, göğsü kılıçlı orman adamlarını (мэзыл1), hortlakları (хьадэджад) ve Ölüler Ülkesi (Хьадрыхэ) insanlarını, Yisp (Исп) denilen cüceleri, büyücü (уды, нэгъуч1ыцэ) ve kahinleri (усэрэжъ), devleri (иныжъ), perileri (тхьэ1офыд), ejderhaları (блaгъо, шэгьыблэ), define bekçilerini (1этэт) ve bunlar gibi birbirinden farklı mitik yaratıkları konu edinmektedir.




    Nart destanı,çok eski dönemler insanının eğitimi, yaşama hazırlanması, model alınacak kişileri ve davranışları gösterme gibi öğretici görevleri yerine getiriyordu. Bu nedenle örnek alınacak kahramanları ve dünya görüşünü sunuyor, kaçınılması gereken davranışları ve kötü örnekleri de sergileyip dışlatıyordu.




    Destanda ünlü bir Nart kahramanının nasıl doğduğu, yaşam serüveni ve nasıl öldüğü bir bir anlatılmaktadır. Nart kahramanları,genellikle gizleri ya da zayıf noktaları, büyücü ya da kahinlere danışılarak öğrenildikten sonra öldürülebilmektedirler. Örneğin Savsırıko / Sosruko dizlerine silah işlediği öğrenildikten sonra, Peterezi analığı Joko-nan'ın (Жъокъо-нан) sabahleyin ilk bakışı ile denk düşecek bir okun öldüreceği öğrenildikten sonra öldürülebilmiştir.




    "Nart" (ya da Şapsığ söyleyişiyle "Nat") sözcüğü "Gözüpek, korkusuz kahraman" gibi anlamlar içermektedir ve bir görüşe göre Adıgece kökenlidir. Ne (göz)+ Tı (verme) "Netı/Nat" gözünü veren, gözünü budaktan esirgemeyen, korkusuz kahraman demektir. Başka bir iddia ise, etimolojik olarak Nar(göz) + Ant (adige isminin en eski ve gerçek hali) kelimelerinin kısaltılmışıdır. Ant'ların gözü-gözdesi anlamına gelir.




    Nart destanlarının MÖ 3. - MÖ 1. binyıl boyunca geliştiği, Bronz Çağı, özellikle Demir Çağı'nda biçimlendiği, o çağlara ve izleyen daha yakın dönemlere özgü izler de taşıdığı görülmektedir. Bütün bu gelişim süreci içinde anaerkil aileden ataaerkil aileye, sınıfsız toplumdan sınıfların belirdiği aşamalara geçiş durumları izlenebilmektedir.


    Destan en geniş biçimi ile Adıgeler arasında bulunmaktadır. Ayrıca Abaza, Abhaz, Ubıh, Karaçay, Balkar, Oset, İnguş ve Svanların dillerinde söylenen Nart destanı parçaları (tekstler) vardır, bunların hepsi Adıge destanları ile birlikte büyük bir bütünlük oluşturur. Bütün bu destan söylentileri, özellikle şarkı ("орэд"/vered), türkü ("пщыналъ"/pşınatl), öykü (хъишъэ/hiş'e) gibi türlerde derlenmişlerdir. Bu destanların tümü aynı kategoriden sayılsalar da, anlatılar bir topluluktan diğerine farklılıklar da göstermektedirler. Örneğin aşk ve ihanet (entrika) ögeleri Kabartay ve Oset varyantlarında daha gelişmiş ve daha belirginleşmiştir.


    Kafkasyada yaşayan halkların ortak kültür ürünleri olan Nart destanları, Karaçay-Balkar Türklerinin sözlü halk edebiyatında da önemli bir yer tutar. Ayrıca; Çerkes, Abhaz-Abaza, Oset, Çeçen-İnguş ve Kumuk Türklerinin halk kültüründe de yer alan Nart destanları, bunların her bir varyasyonu birbirlerine benzemekle birlikte kendisine özgü millî unsurları bünyesinde barındırdıkları ve aralarında bazı farklılıkların olduğu da bir gerçektir.


    Nartlar, aynı adlı destanlarda bahsedilen bir halktır ve gerçekte bu ada sahip bir toplumun geçmişte yaşayıp yaşamadığı bilinmemektedir, fakat yaygın görüşe göre tek bir toplum olmayıp binlerce yıldır birlikte yaşayan ve değişik ırklardan gelen kavimlerin kaynaştığı bir Kafkas halkıdır. Daha doğrusu bugün de var olan bir halklar bütünüdür. Karaçay-Balkar (Alan ve Tavlu), Çeçen-İnguş (Nohçı ve Galgay), Oset (İron ve Digor), Abhaz, Adıge, Avar ve başka pek çok küçük nüfuslu toplumlarının kültürel olarak kaynaşmasıyla ortaya çıkmıştır, ancak her biri kendi dillerini konuşur. Buna karşın ortak kültürel unsurların kime ait olduğu ve hangisinden geldiğini belirlemek bazen çok zor bazen de imkansızdır. Bu nedenle bir iki örnek vermekle yetinilecektir. Nart mitolojisinin içerisindeki Türk unsurları bulmaya çalışmak zordur. Bazı kavram, isim ve olaylar birebir Türk söylencelerini andırırken genellikle Kafkas dillerine benzer. Fakat tutarlı ve uyumlu bir örüntü içerisindedir.[2]


    Ufuk Tavkul'a göre de; Nart destanları Kafkas kökenli Adıge ve Abhazların olduğu kadar, Türk kökenli Karaçay-Balkarların ve Hint-Avrupa kökenli Osetlerin de millî destanları arasındadır. Nartlara değişik bir karakter kazandıran Çeçen-İnguşlar ve Avar, Lezgi, Lak, Dargı, Kumuk gibi farklı etnik kökenlere sahip Dağıstan halkları için de Nart destanları onların ulusal kültürlerinin ve halk edebiyatlarının ayrılmaz bir parçasıdır.


    Destan kahramanları
    Setenay
    Setenay veya (Setenay-guaşe, Сэтэнай-гуащэ); destan kahramanı bilge kadındır. Nartların akıl danıştığı bir anaerkil kadını tipidir. Onun kişiliğinde anaerkil düzenin özellikleri görülebilmektedir.


    Diğer söyleyiş biçimleri:


    Kabartayca: Сэтэней-гуащэ;
    Ubıhça: Сэтэнай, Сэтэнай-Гуаща, Сэтэнэй;
    Karaçayca: Сэтэнай-бийче;
    Balkarca: Сатанай;
    Abhazca: Сэтэни-гуаща;
    Osetçe: Шъэтэна;
    İnguşça: Сиэла-Сата, Сели-Сата.
    "Setenay" Adıgece "kılıç veren" (Сэ/Se "kılıç" + тэн/ten, тын/tın "veren") anlamına gelmektedir ("ay" aidiyet ekidir). Guaşe ("гуащэ") ise "kadın, hanım" anlamı taşır.


    Savsırıko , Sosruko
    Sosruko veya Savsırıko (Саусырыкъо), Setenay-guaşe'nin taşın içinden doğmuş olan oğludur, dizleri dışında vücuduna silah işlemez.


    Diğer söyleyiş biçimleri:


    Kabartayca: Sosrıko, Sovsırıko;
    Abhazca: Sasrıqua;
    Karaçayca: Sasrıko, Sosruko, Sosurqua, Sosurqa;
    Osetçe: Ş'ojırıko (Шъожъырыкъо), Sozrıko, Sosırko,
    İnguşça: Seska-Solsı, S'eksı Solsı (Cьексы Солсы);
    Çeçence: S'eska-Solsa (Сьеска-Солса), So'ska (Соьска)
    Sosruka; Adigece "Kızgın Oğlan" (Сао [Шъао]-сыр-ы-къо/Save [Ş'ave] - sır-yı-ko ve "Kılıçla Saldıran" (Сао[Сэуэ]/Save [Seve]) anlamlarına gelir.


    Şebatınıko
    Şebatınıko (Шэбатыныкъо) veya Badınıko; bir kahramanlık örneğidir. O, her davranışıyla örnek bir yiğittir. Savsırıko'nun kuzenidir (teyze oğludur).


    Diğer söyleyiş biçimleri:


    Kabartayca: Badınoko;
    Ubıhça: Berdenıqua;
    Karaçayca: Badinoko, Bödene;
    Abhazca: Na-Şbatkva (На-Шбатква);
    İnguşça: Batoko-Şertuko, Batoko-Şirtta;
    Çeçence: Batkiy, Şirtqa, Batkiyiy, Şirtqa, Batoko-Şertuko.
    Şebatınıko, Adıgece "Щe (ok) + бэ (çok) + тын (veren) + къo (oğul) sözcüklerinin bileşimidir. "Çok ok veren" ya da "Ok atan kişi" gibi anlamlar içermektedir..


    Verzemeg
    Verzemeg; akıllı ve ağır başlıdır. Bütün Nartlar onu örnek alırlar. Nart kahramanlarının lideri ve Setenay-guaşe’nin kocasıdır.


    Değişik söyleyiş biçimleri:


    Adıgece:Werzemec
    Abhazca:Warzamag
    Balkarca:Örüzmek
    Osetçe:Wrıjmegü, Urızmag
    Karaçay-Balkar Türkçesiyle “Örüzmek” adının “örüz” (ırmak, akarsu) + “mek, bek” (bey, prens) şeklinde iki ayrı kelimenin birleşmesinden oluştuğu düşünülmektedir, bu takdirde anlamı “ırmağın beyi, ırmağın sahibi” demek olur.


    Peterez
    Peterez; Nart destanlarında adı geçen bir kahraman ve destan kişisidir. Sabahleyin analığı Jokonan'ın (Жъокъо-нан) Peterez'e ilk bakışına denk düşecek bir ok dışında, kendisine silah işlemiyordu.


    Değişik söyleyiş biçimleri:


    Kabartayca: Бэтэрэз, Батраз;
    Karaçayca: Батраз;
    Abhazca: Патраз;
    Osetçe: Батырадз;
    Adıgece: Пэтэрэз.
    Peterez; Adıgece "düzgün burunlu" anlamına gelir (pe=burun, terez=düzgün).


    Nêsren
    Nêsren veya Nêsren-jak'e (Несрэн-жак1э); doğruluğu, adaleti ve dürüstlüğü simgeler. Nart Kurultayı'nın (Хасэ) Başkanıdır. "Nesren" sözcüğü, AdIgece "En önce erişen", "Uzağı gören" gibi anlamlar içermektedir.


    Nartlardan ateşi çalıp insanları ateşsiz ve karanlıkta bırakan, üstelik tanrılığa da kalkışan Pak'o'yu (Пак1о) kızdırdığından Kaf dağına, bir anlatıya göre de Elbüz tepesine zincirlenmiş, tıpkı Prometheus efsanesinde olduğu gibi, başına bir kartal dikilmiştir. Kartal geceleri Nêsren'in göğsünü parçalayıp acı çektirir, ama gündüzleri ak bir güvercin gelip göğsünü gagası ile sıvazlar ve acısını dindirip, yarasını iyileştirir. Vücuduna silah işlemeyen Peterez, zorlu bir uğraştan sonra, attığı oklarla kartalı kalbinden vurur. Bunları gören Pak'o kaçar. Böylece Nêsren-jak'e kurtulur, Nartlar şölenler düzenleyip şarkılar söylerler, Peterez'i öven sözlerle bu büyük başarıyı kutlarlar.




    Büyük ev
    O dönemler kocadığına ve elden ayaktan düştüğüne Nart Kurultayınca (Нарт Хасэ) karar verilen saygın yaşlılar, son ziyafetin verildiği Aleg'lerin 30 m boyunda ve her biri sekiz öküz tarafından çekilebilmiş çok sayıda iri sütunlar üzerinde kurulan Büyük evindeki Ölüm Kurultayı (Ук1 Хасэ) sırasında öldürülmektedirler. Aleglerin evi kadın erkek yaşlıların, adından bile ürktüğü bir evdir. Örneğin, yaşlı Verzemeg de, zehir içirilerek ya da içki kupasına gizlice konacak bir zehirli yılana sokturularak öldürüleceklerden biridir.




    Yaşlılar dağı
    O dönemler, sıradan kişiler ve kocamış kadın ve erkekler, kışın, özellikle de en soğuk günlerde Jığeyıbg (Жъыгъэибг) denilen Yaşlılar Dağında kızaklara bindirilip, üstten dik uçuruma doğru kaydırılmakta ya da yüksek yar ile Aşe Irmağı arasındaki kumsala bırakılarak ölüme terk edilmektedir. Uçurum boyunca, sürüler halinde aç kargalar uçuşmakta, gagalanacak yaşlıları beklemektedir. Gelenek acımasızdır ve ondan kaçınmak olanaksızdır. Ama Verzemeg, saygın ve ünlü bir Nart olduğundan, farklı, kendisine yaraşır bir eğlenti (джэгу) ve ağırlama eşliğinde, farkına bile vardırılmadan öldürülecektir.




    Ölüm uykusu
    Tha ya da Thaşho (Тхьашхо; en büyük Tanrı), Nartlara, elçi olarak küçük bir kuş gönderir, "Uzun ömürlü ve çoğalan, ama geride bir ün bırakmamış Nartlar olarak mı yaşamayı istersiniz, ya da kısa ömürlü, ama ünü büyük Nartlar olarak mı anılmayı seçersiniz?" diye sordurur. Nartlar Kurultayı toplamaya ve karar almaya gerek bile duymadan, hemen oracıkta yanıtlarını bildirirler: Hayvan gibi onursuzcasına çoğalarak yıllarca yaşamayı istemiyoruz: Ömrümüz kısa da olsa, ünümüz büyük olsun! derler. Bunun üzerine Thaşho, Nartların beslenme kaynaklarını yenilememeye (üretmemeye) başlar. Nartlar çevreyi tarayarak ve elde kalmış olan son avlarını da tüketerek, sonunda Maykop kentinin güneyindeki Fışte Dağının (Rusça: Fişt) eteklerine tırmanmaya başlarlar. Ama açlıktan bitkin düşmüş olan Nartlar daha ileriye gidemezler. Yaşça da en küçükleri olan Şıvjıy’ı (Шыужъый), son kez toplu bir yemek yiyebilmek için, elde kalan tek anaç domuzu (къоныжъ) getirmesi için gönderirler. Şıvjıy, domuzu bir dere yatağında bulur, oku ile vurup atının üzerine koyar ve dönüş yoluna koyulur. Dönerken atıyla geçtiği yerler, domuzun ağırlığı nedeniyle, karda ilerleyen birinin açtığı yol gibi, oluk biçiminde açılır ve buralardan dağ suları dere olup akmaya başlarlar. Yolda, adını duyduğu, ama kendisini görmediği insan soyundan genç ve küçük cüsseli biri ile karşılaşır: "Sen Kırım taraflarında yeni türediği söylenen küçük insan soyundan biri olmalısın, kimsin, neyle geçiniyorsun, nerede ve kiminle yaşıyorsun?" diye sorar. "Adım Pak'oko Tatarşav (Пак1окъо Тэтэршъау; Pako oğlu Tataroğlan)" der, "Sizin gibi avlanarak geçiniyorum, ileride bir kulübede annemle birlikte yaşıyorum, buyur" diye sözlerini tamamlar. Tatarşav, daha genç olduğundan Şıvjıy'ın solundan ve omuz boyu gerisinden yürüyormuş. Büyüğe saygıyı ifade eden ve şimdilere değin süren bu Adıge geleneğinin o dönemden kaldığı ve zamanla diğer insan topluluklarına da yayıldığı Adıgeler arasında anlatılır. Ayrıca Tatarşav'ı görenler Nart görmedim demesinler! (Тэтэршъао зилъэгъугъэм нарт слъэгъугъэп ерэмы1у!) özdeyişi de o karşılaşmadan kalmıştır, çünkü Nart görmüş son kişi olan Tatarşav, Nartlardan sonra, Nartlar gibi bir yiğit ve gerçekten Nart sayılan bir kahraman olmuştur. Yol ayrımına geldiklerinde, Şıvjıy: Tatarşav, annene bir armağan göndermeden seni bırakamam, Nartlara yakışmaz bu, ama yoksul biriyim, altın gibi değerli bir şeyim yok der, bir meşe ağacını eğer, tepesini sivriltip ucuna götürmekte olduğu domuzun bir budunu kesip takar, "Al bunu, azar azar evine götürürsün, kurutursanız kış boyunca ikinize de yeter" der ve yoluna devam eder. Nartlar son yemeklerini yer, müzik ve şarkılar eşliğinde son danslarını da oynarlar, ardından topluca derin bir uykuya yatarlar. Onların Fışte Dağı eteklerinde, ama bilinmeyen bir yerde, hâlâ uyumakta oldukları yaşlılar arasında anlatılır.




    Nart-Ortshoy destanı
    Çeçen destanları, Nart-Ortshoy Destanı adını taşır ve farklıdır. Çeçen destanlarına göre, Nartlar başka bir bölgeden Ortshoy ülkesine gelen ve Ortshoylarla karşılaşan, ama her biri birer yiğit olan başka bir diyarın kahramanlarıdır. Ortshoylar, Ortshoy diyarını saldırganlardan ve devlerden korumaya çalışan yurtseverler ve yerel kahramanlardır. Dağıstan halkları arasında ise, erken İslamlaşma nedeniyle Nart anlatıları çok azalmıştır. Dağıstan halkları arasında Arap-İran çıkışlı İslami anlatılar ve destanlar daha yaygındır.

         

    Konu Lale tarafından (03-27-2017 Saat 10:52 AM ) değiştirilmiştir.
    Alıntı  
     

  5. #5  
    Admin Lale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar
    4.442

    Víga-Glúms saga

    Víga-Glúms saga, İzlanda sagalarından biridir. Çeşitli insanları öldüren ve suçunu örtmeye çalışan bir reisten bahseder. Saganın 13. yüzyılda yazıldığına inanılır.

         

    Alıntı  
     

Bu Konudaki Etiketler

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Yetkileriniz
  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •